26 Mart 2012 Pazartesi
Erken Boşalma
Erken boşalma sorunu var gözlerimde bu ara...
Galatasaray kazansa, takım ruhu var diye ağlıyorum...
Kazanamazsak, son dakika kaçırdıklarımıza hayıflanıp ağlıyorum.
Cinai roman okuyorum, önce maktule ağlıyorum...
Katille empati kuruyorum, onu anlıyorum, yakalanıp hüküm giyince ağlıyorum.
Camdan bakıyorum bahar gelmiş, hayat güzel diye ağlıyorum...
Hakkıyla yaşayamadık şu hayatı diyor ağlıyorum.
İçsem ağlıyorum, içmesem ağlıyorum.
Yazdıklarımı okuyunca hoşuma gitti, bak yine gözyaşım geldi.
Yurdum insanı farklı mı sanki? (Sosyal mesaj vermeden olmaz)
Erkekler ay başı gelmedi diye ağlıyor, kadınlar ay başı gelince ağlıyor.
12 Ekim 2010 Salı
Anne Ben Kanser Oldum

Niye ben? Çünkü sigaranın dibine vurdum. Bile bile içtim. Şimdi mızmızlanmaya hakkım yok. Sülalede ilk ve tek kanser teşhisi bu. Yani öyle "benim ailemde yok, bende de olmaz" demeyin, bırakın zıkkımı. Bir de şu var ki mesane kanserinin dünya üzerindeki yaş ortalaması 65. Ben bu ortalamanın yarısındayım daha. Demek ki neymiş? "Daha yaşım genç, bana birşey olmaz" diye ihmal etmemek lazımmış. Her sigara içen bu illete yakalanacak değil ama ilk sebep o meret. Bilin.
İdrarda ve sonrasında gelen kan ile başladı herşey. Her zaman ki gibi boşverdim, üşütmüşümdür diye salladım. 15 gün sonra ikinci kere ve daha yoğun olmak üzere yine kanama olunca, Jeanne d'Arc zevcem ortalığı ayağa kaldırmış benden habersiz, sülale seferberlik ilan etmiş, yaka paça hastaneye götürdüler beni. İyi ki götürmüşler tabi. Sağolsunlar. Tahliller, bidon bidon kanlar, kültürler, röntgenler, ultrasonlar, endoskopiler, patolojiler.. Hepsi bizim için var. Nimet bunlar.
Velhasıl dün tanı koyuldu, sülalenin gelmiş geçmiş tek kanserlisi ben oldum. Gururluyum tabi.
Korku? Telaş? Gram yok yemin ederim. Aksine moral pek yerinde.. Herkes iyi davranıyor, yüzüme gülen arkasını dönünce ağlıyor, biliyorum. Sevildiğimi biliyorum zaten de bunu iliklerine kadar hissetmek apayrı manevi krallık sağlıyor bünyeme. Hastalığımı küçük yansıtmaya çalışıyorlar bana karşı, ameliyatımı tırnak kesme noktasına minimize ediyorlar kafama takmayayım diye. Yemezler yavrular. Neyin ne olduğunu biliyorum. Hergün kanserli cenazeler geçiyor elimden, önümden, imzamdan.. Ama şu var; korkmuyorum. Ne hastalığın adından, ne düzeyinden, ne de ölümden.. Ölümün bilincinde olan insanım ben. Hem yeneceğim ben bunu. Beraber yeneceğiz. Aslında uyuz olurum böyle braveheart cümlelere ama bu seferlik dedim işte.
Ne olursa olsun buralardayım.. Başıma bir iş geldi, ağlarım zarı zarı demedim. Şuna biat ettim;
"Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn"
Başınıza bir musibet isabet ettiği zaman, Allah'tan geldik ve ona döneceğiz deyin.
6 Ekim 2010 Çarşamba
Hz. Arap Şükrü

Düğünden sonraki gün, düğün misafirleriyle (ki kendileri eşimin kuzenleri olur, pek severim) yorgunluğumuzu atmak maksadıyla Hz. Arap Şükrü ziyareti yaptık. Deniz Tabağı'na kapak attık.
Nereden baksan 9-10 ay olmuş kanıma alkol karışmadığı.. Sene-i devriye yapmamak lazımdı..
Herneyse, dışarıda oturacaktık sigara sebebiyle ama hava da serin.. N'apsak ki diye düşünürken, garson dedi ki "Beyler, sizi yukarı alabilirim.. Başbakan bugün teftişe gelmeyecekmiş, sigara içebilirsiniz içeride" İçim kıpır kıpır oldu. Normalde "höst ne bu ukalalık" diye çıkışabiliteye sahip bir yapım var ama işime gelince ses etmedim tabi. İnsanoğlu, yavşak işte. Beşer, yavşar. Çıktık üst kata, güzel bir masa.. Kuruldum köşeye, garsona dedim Türk büyüklerini say.. Dedi hay hay; Tekirdağ, Yeni Rakı, Efe Rakı, Kulüp Rakı, Boğmaca Rakı vs vs.. Siparişimiz dedim; Tekirdağ'ın Altın Sarısı.. Büyük olsun.. İki de çay..
Masada 5 kişiydik ama 3 türdük; Sofiler, Anti-Sofiler ve Ben.. Damadın şerefine içmeye gittik ama damadın sofi damarı tuttu. Diğer sofican da küçük kayınbirader; o daha küçük Behlül..
Bir büyük muhabbetle bitti.. Kalkarız falan derken, fasıl grubu geldi, kuruldu yanımıza.. Masadakiler, ben hariç Ankara'lı tabi.. Ankara koçları kapı gıcırtısına bile oynuyorlar.. Kalkılır mı oradan şimdi? Fasıl vurdukça coştuk, bir şişe, üstüne bir şişe daha.. Arada istek şarkılar.. Bir ara baktım Udi Zeki Müren, kemancı Bülent Ersoy, darbukada Ankaralı Namık falan.. Gözümü ovuşturdum, geçti.. İstek yapıyoruz, telefonla istek yaptığımız kişiye dinletiyoruz. Benim zevcem için isteğim belliydi tabi; "Ankara Rüzgarı"
Pembe küçük dudağın, söyledi şarkımızı
İndi bahar Ankara'nın sisli yamaçlarına
İçli sesin ah ne kadar açtı gönülde sızı
Her gören ağladı kalbimi bağladı dalgalı saçlarına
Söyledim aşkımı ben Ankara rüzgarına
Olmadı kaldı benim her hevesim yarına
Her gören agladi kalbimi bağladı dalgalı saçlarına
Önce biraz gülecek kalbe ümit katacak
Söz verecek gelmeyecek hep seni kandıracak
Sev diyecek sevmeyecek belki de ağlatacak
Boş yere ağlama kalbini bağlama Ankara kızlarına
Ben de keman sesi duydukça sanki daha dağılıyorum. Alkol ile birleşince felaket etki ediyor.
Ama yine de dimdik çıktım oradan. *Taksiye bindik. 5 kişi olduğumuzdan, öndeki tek koltuğa sofileri attık. Ben de arkada ortada kaldım. Sıkıştığım için kolları yanıma koyamadım, öne koydum, boşta kaldı yani.. Taksi hareket edince boşta olan ellerim, o an ki boş beynimin etkisiyle, önümde gördüğüm taksici ve sofilerin yan yana dizilmiş 3 kafaya, daha doğrusu saç döngülerine gitti. Başladım bunların saç döngülerini parmaklamaya sırayla.. Tam şoförün saç döngüsünü parmaklıyordum ki, elimi tuttular. O an gülme krizi yaşadık biz arkada.. Ve dağıldım.. Düğün evine geldik, önüme gelenin saç döngüsünü parmaklamışım.. Kayınpederin saç döngüsünü parmaklayacakken tutmuşlar beni, gerisini de hatırlamıyorum :) Hoş bir geceydi, düğünün yorgunluğunu attık. Arada bir dağıtmak lazımmış böyle.
İş bu geceyi, Ertesi gün fazla cenaze çıkarmayarak, beni yormayan Azrail'e hediye ediyorum..
* Sosyal mesaj: Alkollü araç kullanmayın
12 Eylül 2010 Pazar
Demos-Kratos
Referandum süreci benim açımdan zor geçti. Çok düşündüm, çok tarttım..Sağıma, soluma baktım, hemen her değişik fikirdeki siyasilerle konuştum..
Birine "neden evet?" diye sordum, diğerine "neden hayır?" diye sordum..
Sonra biraz da kendi fikirlerime sorayım dedim.
Her partinin kendi sebeplerinin bulunduğu kitapçıkları okudum.
Yine emin olamadım, olduğu gibi tüm paketi okudum..
İki seçenek de beni %100 tatmin etmedi. Oyum kesin şöyle diyemedim.
Hayırda da hayır gördüm, evetde de hayır gördüm.
İki seçeneği de benimsedim, iki seçeneğe de karşı çıktım.
Sandığa gittim, hâla kararsızdım.
Kararsız seçeneği olmadığı için, sandık başında eşime sordum, ne dediyse ona bastım mühürü.
Aile içi oligarşi.. Kadın haklı beyler..
Anlayacağınız sabit fikir sahibi biri olarak değil aşağıdaki böğüreceğimin sebebi..
Bunları neden anlattım? Şu yüzden;
Halk "evet" dedi..
Bir grup aydınlık dilencisi (Belgarath başkan sağolsun) hortladı;
"görgüsüzler, cahiller, köylüler, aptallar, salaklar" diye..
Durmadılar, "Aziz Nesin az söylemiş, bu milletin %58'i aptal" dediler..
Daha da yetmedi, "Bir avuç aydın azınlık kaldık" dediler..
Höst bre! Bu ne yavşakça bir düşüncedir yahu! Resmen sapıklıktır bu.
Ey dilenci, bir düşün bakalım halkı oluşturanlar kimdir? Aydınlığın kriteri nedir dilenci?
*Neye göre sen aydınsın da, diğeri cahil? Küresel ısınmaya bile evet ama sana hayır dilenci!
*Neye göre sen zekisin de, diğeri aptal? Bireysel silahlanmaya bile evet ama sana hayır dilenci!
*Neye göre sen ülkeni sevensin de, diğeri ülkeyi satan? Çelik bile değişti, sen değişmedin dilo :(
Hani nerede kaldı senin demokrasi anlayışın dilenci?
Demokrasi kendi isteklerin seçilmediğinde fos mu çıkıyor yoksa?
Halk türküleri çığırırsın, adına halk müziği dersin, ama halkın tercihine saygı duymazsın be dilo..
Benim köylü halkım başımın üstündedir dersin, benim işçi halkım eziliyor dersin, sonra o güruha "köylü, ezik, cahil" dersin.. Ey melekler meleği, söyle bana kimsin sen dilenci?
"Her topluluk layık olduğu şekilde yönetilir" sözünü düstur alırsın, iş buna kaldığında kabullenemezsin.. Git, kendini çok sevdirmeden dilocan..
Aysun Kayacı "dağdaki çoban ile benim oyum nasıl bir olur" deyince hümanist halkçı tavır takındın, ama bugün sandıktan evet çıkınca "okuma yazma oranı/oy paylaşımları" analizleri yaptın.. Sen hangi bokun lacivertisin be dilo?
Bu aydınlık dilencileri 364 gün çobanlar hakkında türküler besteler, şiirler yazar, başımızın üstünde derler, ama geri kalan 1 gün kendi oylarıyla eşit oy hakkına sahip olmalarını hazmedemezler.. Kırmızı sana çok yakışıyor be dilenci :(
Sosyalist futbolcu Metin Kurt ve Marksist futbolcu Ivan Ergiç için methiyeler düzersin, Suat Kaya ve Hakan Şükür safını belli edince defterden silersin.. Yatacak yerin yok senin dilenci :(
Senelerce Sezen Aksu dinledin, baş tacı ettin, onunla yattın, kalktın, ağladın.. Ama Sezen Aksu referanduma "evet" diyeceğini açıklayınca hayatından çıkarttın.. Bu da mı gol değil be dilenci :(
Bak yağmur başladı.. "Evet" veren cahiller şu yağmurun seline kapılıp gitsin bu memleketten istiyorsun değil mi dilenci? Haydi itiraf et dilo, yağmurun sesine bak dilo, sindirime davet ediyor.
Dünya üzerinde demokrasi ile yönetilen ülkelerin yaşadığı seçim sonuçlarını sindirmesini arastırmadan evetçileri "mantıksız çoğunluk", hayırcıları "mantıklı azınlık" ilan ettin..
Selvi boylum, al yazmalım, dilencim.. Sen teksin :(
Rahşan Ecevit bile Mhp ile koalisyonu sindirdi ama sen bu referandumu sindiremedin dilenci.. Hiiiç anlatamadın, hiiiç anlamadılar be dilocan :(
Sonuç ne çıkmış olursa olsun, misal hayır çıksaydı ve yukarıdaki cümleleri diğer grup dilencileri söyleseydi de aynı tepkiyi verirdim. Demokrasi bu kadar kişisel algılanmamalı.
Değinmeden geçemeyeceğim ki;
Meydanlarda, "oy vermemek Akp'nin ekmeğine yağ sürmektir" diyen bir sevgili genel başkanın
"oy verememesinin" izahı yok. Buna dilenciler bile gülüyor. Yine de seni sevmiyorum dilenci :(
16 Temmuz 2010 Cuma
Frappé
Ev hanımlarına nazire yapasım geldi. Tarif vereceğim.Kahve sevenler için, bu sıcak yaz günlerinin ilacı...
5 senedir her yaz favori içeceğim olan bu mereti kim keşfetmiş bilmiyorum.
Yunanlılar 50 yıldır kullanıyor bunu, Zeus'un keşfi diyorlar, içiyorlar. Bizim zemzem gibi.
Bahse konu besinimiz, günün, haftanın, ayın, mevsimin içeceği; Frappé
Malzemeler;
- 1 tatlı kaşığı Nescafe Frappé veya Nescafe Cool (Nescafe Classic de olur, ama Gold olmaz)
- 1 çay bardağı süt (İnekten olacak)
- 1 çay bardağı su (Temiz olacak)
- 1 yemek kaşığı toz şeker (Frappé sade olmaz. Şekersiz seviyorsan, tatlı kaşığı ile koy)
- 5 küp buz (Soğuk:)
- 1 yemek kaşığı dondurma (Bu da soğuk olsun)
- 1 uzun cam bardak (Bira bardağı gibi uzun olsun. Zemzem bardağı olmaz)
- 1 Shaker. (Shaker yoksa, 1 litrelik şişe de olur)
- 1 baş pipet (Hüp diye içine çekebilmen için. Olmazsa olmaz)

Yapılışı;
- Benim tarifim biraz eziyetli ama netice de bu eziyete değecektir.
- Sütü ve suyu ısıtarak blendera dök.
- İçinde kaynar su ve süt bulunan blendera nescafe, şeker ve dondurma ekle.
- Bu karışımı çırptıktan sonra shakera veya şişeye dök ve köpürene kadar çalkala.
- Şişeyi buzluğa koy. 10 dakika sonra buzluktan al ve çalkalamaya devam et.
- Çalkala.
- Çalkala.
- Sus ve çalkalamaya devam et.
- Tamamen köpüğe dönüşene kadar çalkaladıktan sonra, uzun bardağa dök.
- Buz küplerini blender veya rondodan geçir ama dikkat et su olana kadar değil.
- Küçük parçalar haline dönüşen buzu uzun bardağa ekle ve pipeti bardağa sok.
- İsteğe göre bardağınızın üstüne sıvı krema da sıkabilirsiniz.
24 Aralık 2009 Perşembe
Maraş
Aralık, 1978Kahramanmaraş olayları..
111 insan öldü, 841 ev ve işyeri yakıldı..
31 yıl oldu ama gazete başlığındaki soru, gerçek cevabını bulamadı..
Ortada bir gerçek var; bunun adı katliam.. Ölenleri yad ediyorum..
Alevi-Sünni görünümlü sağ-sol çatışmasıydı karşıdan bakınca..
Karşıdan bakınca ama, kimin gözlüğünden bakınca? İşte burası muamma..
Bir gözlükten bakmamaya çalışacağım..
Herşeyden önce şu bilinsin, bu olay çok önemliydi..
O dünleri yaşamayan bizleri çok ilgilendirmeli..
Zira bu olay, bizi, bugünümüzü 20 sene geriye götüren 12 Eylül darbesinin tetikçisiydi!
Ve sonra gün gelecek, CIA Türkiye temsilcisi Richard Perle "our boys did it" diyecekti..
Ve biz, o gün 20 sene gerileyecektik!
İnsanlar vardı, cahildi.. Ve insanlar vardı, kumandaya hükmeden..
Bir danone reklam repliğini çok sık kullanırım objektif takıldığım zamanlarda;
"kimine göre süt, kimine göre çikolata"
Soldakine göre sağ cenahtı bu olayların müsebbibi, sağdakine göre sol..
Ortanın berisindeki, "dış güçler" dedi.. Ortanın ötesindeki "iç güçler"..
İpuçları var, ama bir Sherlock çıkaramadık milletçe aramızdan..
Oraya tekbir nidalarıyla giden sağ cenah da vardı..
Oraya olayı araştırmak için giden dönemin Chp'li içişleri bakanı da vardı..
Daha sonra bu bakan araştırmaları sonunda "Olayı sol örgüt yapmış" dedi..
Sol cenah ayağa kalktı: "Bu bakan, Ajan!"
Sonra o bakan görevden alındı Chp hükümeti tarafından..
Yerine bir başka bakan görevlendirildi.. O da araştırmalar yaptı; "Sağ örgüt yapmış"
Sol cenah rahatladı: "Bu bakan, Ajan değil!"
Sağ cenah ayağa kalktı: "Sol izleri yok edip, sağı suçlu konumuna getirdi bu bakan!"
Sol kükredi: "Bu emperyalist faşistler Amerika'nın oyuncağı"
Sağ durur mu: "Bu dinsiz komünistler Moskof uşağı!"
Bir aklıselim yokmuş o zamanlar.. Bir Sherlock çıkaramamış bu millet arasından..
Hoş Sherlock çıksa ne değişirmiş ki? Benim ki de laf işte!
Sherlock ipuçlarını toplayıp, araştırıp suçluyu bulsa;
"Sol yaptı" dese; sol cenah "Bu kokainmandan dedektif mi olurmuş" diyecekti..
"Sağ yaptı" dese; sağ cenah "Bu kemancıdan dedektif mi olurmuş" diyecekti..
Ortanın ortası yok, dilin kemiği yok.. Herkes hâla bir şey söylüyor..
Ama yine ortada buluşulamıyor.. Hâla kavga, hâla geçmişin intikamı ağır basıyor..
Bu öyle bir dava ki, herkes "kullanıldık" diyor, bunu kabul ediyor sonra bir "ama" patlatıyor ortaya..
Herkes sütten çıkmış daha ak kaşık, herkes diğerine göre biraz daha temiz, herkes daha "az kullanılmış"
Şimdi bu postu okuyan sağcı da çınlatacak kulaklarımı, solcu da..
Hadi len! Yürü git!
Maraş, Maraş'ta derler oy aman aman..
Bu nasıl Maraş, bu nasıl Maraş?
Al kızıl kan içinde can veren kardaş..
Kardaş kalk gidelim, yoldaş kal gidelim..
Bizim iller kırçıllıdır, geçilmez yollar..
Yağmur, çamur kurusunda gidelim, burdan gidelim..
Ufak taş ile bina yapılmaz, bir benim ölmemle Maraş yıkılmaz..
Valla bir ben ölmeyinen kardaş Maraş yıkılmaz!
Yollar çamur, kurusunda gidelim..
Lale, sümbül büyüsünde gidelim..
Kardaş kalk gidelim..
18 Kasım 2009 Çarşamba
Rüya

12 Ekim 2009 Pazartesi
3 Ekim 2009 Cumartesi
4 Ekim
BURSALI HAYVANSEVERLER 4 EKIMDE KENT MEYDANINDA:4 EKIM HAYVANLARI KORUMA GÜNÜ * BURSA
Tarih: 04 Ekim 2009 Saat: 02:00
Yer: BURSA OSMANGAZİ METRO İSTASYONU (KENTMEYDANI YANI)
İletişim: Aysun Canıtez ( 0535 740 79 65 )
Açıklama: 4 Ekim Pazar günü saat 14.00'de Osmangazi metro istasyonu önünde toplanıyoruz.
Kent meydanına kadar kısa bir yürüyüş ve basın açıklamasıyla birlikte etkinliğimize devam edeceğiz. Tüm hayvanseverleri bekliyoruz.
1 Ekim 2009 Perşembe
Kitap, Candır !
Ramazan bitip ben de kitap okumaya tekrar başlayınca, bu konuda ahkâm kesebilme cüretini kendimde buldum yine :) Milletçe kitap okumuyoruz yeterince! Japonya'da bir kişi bir sene boyunca 25 kitap okurken, bu sayı bizde 0.2'nin altında. Yani 6 kişi toplasak 1 kitap okurlar senede. Karikatür de bunu müthiş anlatmış zaten.Ama işin garibi kimse kabul etmiyor bu durumu. Herkes "aa ben okuyorum vallahi" modunda.
İyi de kardeşim kim okumuyor? Yada bir kitabı tüm sülale mi okuyor? Anketler belli, satışlar belli, kütüphanelerde kayıtlar belli. Alınmıyor, satılmıyor, kiralanmıyor, okunmuyor işte! Net!
Binlerce CV geçmiştir benim elimden. Hepsinde kişisel hobi bölümünde "kitap okumak" yazar. Hsttr len! derim içimden. Kitap okumakmış. Yalancı lavuk!
Şimdi kimse bana "Milletin okumamasından sanane? Hem okununca ne olacak" demesin.
Dert bana kardeşim, etkiliyor beni. Kitap okumazsan konuşmayı beceremezsin ortam içinde. Fikrin olmaz avare olursun. Cahil kalırsın. Üretemezsin ne bir mal ne bir fikir. Çok gezen daha çok bilir cümlesi koftur. Senelerce gezdik zaten milletçe Orta Asyadan Balkanlara.. Okumayan avare cahil insan, tehlikeli insandır. Bana dokunmasa, elbet çocuğuma dokunur zararı. O yüzden bana ahkâm payı düşer bu konuda kimse kusura bakmasın! Hem alın, verin ekonomiye can verin. Böylece krizin son kalan belirtileri de kalksın :)
Kitap candır arkadaş. Bu dünyada öğrenmekten daha güzel, daha büyük ne var? Sus, aşk deme!
Bu dünyaya neden geldik? Bence öğrenmek için. Ne öğrenmek için? Sana göre süt, bana göre çikolata!
Suppose you read four books a week every week for 70 years. Allowing for a day here and there where you’re unable to read, we can call that 200 books a year, and 14,000 books over the whole three score years and ten. It’s a lot of books. But relative to all the books there are, it’s a tiny, tiny fraction. According to the guy who manages the Google Books metadata team, at the latest count the books in the world now total 168,178,719. Your 14,000 books are just 0.008324477724 per cent of that. You can think of it as follows. Suppose all the books in the world made up a single calendar year, and you were reading through the pages of that year, cover to cover. Then, 14,000 books - and that’s going some - would only get you through the first 44 minutes of the year. There’d still be 364 days, 23 hours and 16 minutes that you hadn’t read. And if you get through fewer than 14,000 books in your lifetime, it will look even worse. Comforting in a way.20 Eylül 2009 Pazar
17 Eylül 2009 Perşembe
Kapak !
TV ekranlarında hep aynı haber: Cem Garipoğlu yakalandı14 Eylül 2009 Pazartesi
Ex ?
Eski Karım / Orhan VeliNedendir, biliyor musun;
Her gece rüyama girisin?
Her gece şeytana uyuşum,
Bembeyaz çarşafların üstünde?
Nedendir, biliyor musun?
Seni hala seviyorum, eski karım.
Ama ne kadınsın, biliyor musun?
Eski Karım / Ceyhun Yılmaz
Hala sen varmışsın gibi iki yastıkla yatıyorum..
Kimseye söyleme gidişini, ben söylemedim..
Elimde senin siparişin olmayan torbalarla geliyorum eve..
Ağlaya ağlaya öpüyorum yattığın yastığı yorganı..
Sanki beni az önce yolcu etmişsin gibi çıkıyorum sokaklara..
Üst komşuya hava atarak, bi fiyaka bi görsen..
Ne garip bu insanlar! Bütün mahalle..
Hatta alttaki bakkal bile seni geçen kasım öldü sanıyor..
Ne garip bu insanlar! Hala her sabah bana selam veriliyor..
Sanki, yaşıyormuşum gibi..
Ohh Be !
Marmara Bölgesinde etkili olan sel felaketinde zarar gören hayvanlara Osmangazi Belediyesi sahip çıktı. Selde etkilenen sahipsiz kalan ve yaralanan hayvanlar Türkiye'nin neresinden olursa olsun barınağa gönderilerek tedavileri ücretsiz olarak yapılacak. İmkanları ve teknik donanımı ile Türkiye'nin ilk ve tek barınağı olan Osmangazi Belediyesi Doğal Yaşam Merkezi şimdi de kapılarını sel felaketinde zarar görmüş hayvanlara açtı. Osmangazi Belediyesi Veteriner İşleri Müdür Veklili Dr. Aysu İlman, selden zarar gören sahipsiz kalan ve yaralanan hayvanların kendilerine gönderilmesini istedi. Türkiye'nin en modern tesislerinde hizmet verdiklerini belirten İlman, "Sel felaketinde yuvasız kalan, zarar gören ve bakıma muhtaç durumdaki tüm canlılara kapımız ardına kadar açıktır. Nereden olursa olsun mutlaka ulaşın. Hayvanlar burada kabul edilecek. Ve bakımları sonuna kadar yapılacaktır" diye konuştu.
***
Bursa Hakimiyet Gazetesindeki bu haber en azından yüreklere su serpti.. Yaralanan hayvanlar için de Bursa-Osmangazi Hayvan Barınağı'ndan daha olumlu bir yer daha yoktur Türkiye içinde.. Kalitesi su götürmez bu barınağın.. Hayvan dostları az da olsa nefeslensinler..
Klişe !
Dizi sezonu başladı ya, hanım kuruldu ekran başına bugün.. Dizisi Son Bahar vardı tabi, kaçırmaz.. Takılayım dedim yanında, ama dizi bana takıldı.. Klişe, klişe, klişe..Hiç mi bıkmazlar, hiç mi özgünlük aranmaz ya?! Hep aynı "tür"..
Zengin, genç, yakışıklı erkek.. Yanında az soslu bi fakir kız.. Yada zenginken fakir olanı..
30-35 yaşını geçmemiş başrol erkekleri hep holding sahibi, hep ağa.. Öehh..
Eski Yeşilçam filmlerini, garip Sadri Alışık figürlerini özledim..
Hatta yeminle Kemal Sunal filmleri bile daha gerçekçiydi..
Komedi dizilerimizde sıkıntı yok. Absürd olsa da çoğu, özgünlük var..
Ama Romantik/Aşk dizisi dedin mi, illa ki genç-yakışıklı-zengin başrol oyuncusu şart!!
Diye düşünürken...
Serhat Tutumluer sempatimden dolayı izlediğim Kül ve Ateş adlı dizide de aynı mantığı gördüm; 20 yaşında 2 fakir genç arkadaş var..
Biri daha da fakir, diğeri de ortadirek işte.. Sonra bu daha fakir olan genç besleme olduğu evde hırsızlık suçlamasıyla maphushaneye gidiyor. Diğer genç bilinmiyor bu arada..
Sonra bir "15 yıl sonra" yazısı ile karşılaşıyoruz ekranda.. Ve...
Bu fakir genç (Serhat Tutumluer) memleketine bir dönüyor ki vay anam vay..
Kapısında köle adamlar, jeepler falan para gırla.. 300.000 verip eski arkadaşına (Erkan Bektaş) at hediye ediyor. Hediye verdiği arkadaşı da büyümüşte o memleketin en zengini olmuş haa. Gelde kudurma şimdi..
Bre lavuk! Senin anan bunca zaman hizmetçilik yaptı, sen 20 yaşında maphusa gittin, 15 sene sonra 35 yaş olarak bir döndün ki memleketin maaşını verecek durumdasın!
Ya esasoğlana komplo kurup maphusa yollayan diğeri? O da memleketin en zengini olmuş sıfırdan..
Bunların ikisi de 35 yaş, genç, yakışıklı, zengin.. Hem de sıfırdan, 15 yıl içinde.. Sktrn lan ordan!
Biz de genciz, yakışıklıyız, ticaret adamıyız da, peki biz niye 15 senedir holding sahibi olamadık ki?
Hatayı kendimde aramalı, kıvıramadık bu işleri besbelli. (KPSS diye bişey varmış ona çalışılacak)
Son dönem klişelerinden aklımda kalanlar;
Son Bahar / Erkan Petekkaya: Genç, yakışıklı, holding sahibi zengin..
Kül ve Ateş / Serhat Tutumluer ve Erkan Bektaş: Genç, yakışıklı, zengin.. x 2
Kış Masalı / Cemal Hünal: Genç, yakışıklı, toprak zengini, ağa..
Unutulmaz / Serhan Yavaş: Genç, yakışıklı, holding sahibi zengin..
Binbir Gece / Halit Ergenç ve Tardu Flordun: Genç, yakışıklı, holding sahibi zengin.. x 2
Bir de bütün bunların özelliklerinin (genç/yakışıklı/zengin) yanına "ağa" sıfatı alanlar var ki bunların da normal ismi yoktur. Hasan, Hüseyin, Ali, Veli çıkmaz onlardan..
Memleket genelinde %0.001'den fazla kullanılan bir isim kullanılırsa ağalık ayağa düşer.
Zira ağanınkinin üstüne pokh olmaz;
Sıla / Mehmet Akif Alakurt (Boran Ağa)
Asmalı Konak / Özcan Deniz (Seymen Ağa)
Hayır yani kıskandığımdan değil kardeşim! Memleket meselesi olarak görüyorum ben..
Saf yurdum kızları bunları izleyip "hakkaten böyle (genç/yakışıklı/zengin) adamlar da varmıştır, bizim mahalledeki Mehmet'i napayım, işyerindeki memur Ahmet'i gtüme mi sokayım" diye diye evde kalmışlardır, yurdum delikanlıları da böylece duvara tırmanır olmuşlardır..
Zira bu (genç/yakışıklı/zengin) mandavalların dizilerde hiiiçççç zengin kızlarla işleri olmamıştır... Nerede köylü/mahalli/yerel/fakir/besleme kız varsa, hep onlara aşık olmuşlardır..
Yurdum külkedisi kızları da özenmekte, beyaz jeepli prensini beklemekte haklıdır..
Mutlak gelip bulacaktır onu beyaz jeepli prens.. Evde bulamasa, yolda yada semt pazarında üstüne su sıçratmak suretiyle özür dilemekle başlayacaktır aşkları..
Sonuç olarak; başlık paralı eski düzenin daha anlamlı olduğu varsayıyorum..
Başlık parası yüzünden evlenemeyen genç gurbete gider taş taşır para biriktirmeye çalışır, ekonomiye bir katkı sağlardı.. Ama şimdi sayısal lotodan başka umudu kalmadı..
11 Eylül 2009 Cuma
Rahmet !
Yağmurun sesine bak..5 Eylül 2009 Cumartesi
Afyon Hatırası !
Sevgili Zeugma blogunda Cumhuriyet sucuklarını yazınca benim de aklıma Afyon anılarım geldi :) Bekarlık çağlarımda, ata sporumuz güreş ile iştigaldim nacizane..Türkiye şampiyonası o sene Afyon'daydı. Biz de Bursa kafilesi olarak Afyon'a gittik.
Ben de Bursa kafilesinin ağır siklet güreşçisi, takım kaptanıydım ayıptır söylemesi :p
Ama gel gör ki ağır siklet'in sınırındaydım. 2-3 kg eksiğim var. Tartılara 2, müsabakalara 3 gün var.
Diğer bütün sikletlerdeki güreşçilerde ise kimisinde bir kaç gram, kimisinde bir kaç kg fazlalık var.
Kafile başkanı antrenörümüz kampa aldı tüm takımı. Fazlalığı olanları doğduğuna pişman etti.
Yemek yedirmedi, su içirmedi. Koşturduda koşturdu.. Sabah-akşam antrenmanlarla inletti milleti.
Bana gelince.. Bana farklı muamele yapıldı. 2 gün içinde en az 3 kg almalıydım..
Afyon'un kaymağı, lokumu ve sucuğu meşhurdur. Otel aşçısına benim için verilen menü şöyleydi:
Sabah:
İştah açsın diye aç karnına bir arjantin bardak turşu suyu.
15 dk sonra:
Yarım kangal sucuk, 100 gram peynir, Çay, 300 gram lokum, Kaymaklı ekmek kadayıfı.
Saat 10:30:
1 bardak turşu suyu, 200 gram lokum.
Öğle:
1 bardak turşu suyu, Yarım kangal sucuk, Kola, Kaymaklı ekmek kadayıfı.
Akşam:
1 bardak turşu suyu, Tas kebabı, Pilav, Kola, Kaymaklı ekmek kadayıfı.
Saat 22:30:
Tost, Çay.
+
Antrenman yasak! Otel merdivenleri bile kullanılmayacak, asansör kullanılacak!
Evet, tam 3 gün boyunca aynen bu listeyi uyguladım.. İstisnasız..
Günde 4 bardak turşusuyu, 1 kangal Cumhuriyet sucuğu, 3 porsiyon kaymaklı ekmek kadayıfı.
Şaka gibi, ama değil!
Ve sonuç..3 günde, tam 4.5 kg aldım. Ağırsiklete hak kazandım.
Ve sonuç..
Aldığım bu kalorileri harcayamadığım için, düz duvara tırmanacak duruma geldim ve önümde rakip bırakmadım ezdim-geçtim tabiri caizse..
Ve sonuç..
Bu 3 gün içinde hiç antrenman yapmadığım için yarı finalde omzum çıktı ve müsabakaya devam edemedim. Antrenmansızlığın cezasını çektim ama Afyon Devlet Hastanesini görmüş oldum..
Ve sonuç..
2000 yılı Greko-romen stil ağırsiklet Türkiye 3.sü olarak ve çıkık omuzla öz yurdum Bursa'ya döndüm.. Kutlamak için İskender kebap yedim. O gün bugündür yiyorum efendim, durduramıyorlar :)
Ve sonuç..
Hâla turşu suyu içemiyorum :)
4 Eylül 2009 Cuma
3 Eylül 2009 Perşembe
Pfff






