20 Aralık 2010 Pazartesi
Taraftar !
Sercan Yıldırım ve Volkan Şen'in Galatasaray'a transfer olacağı yönündeki iddialar ayyuka çıktı, bizim çok bilmiş taraftarımız başladı hemen "almayalım, iyi futbolcu değil, kazma, disiplinsiz" gibi sebeplerden dolayı istenmemeye.. Sanırsın elinde Nuri'ler, Gökhan'lar, Hamit'ler var..
"Servet+cüzi bi para ile şunu bunu alabiliriz"mişmişiz.. Bak sen!
Millet bizi bekliyor sanki Servet+cüzi bi para getirselerde en kıymetli oyuncularımızı versek diye..
Olmuyor işte öyle arkadaş! Sen alıcısın, adamlar tok satıcı.
Onlar gelip demiyorlar ki Servet'i verin şunu bunu verelim size diye.
Bursa'nın kasasında para gani, borçları kalmadı.
Zaten şampiyon olmadan önce bizim yıllardır 25 milyon taraftarımızla beceremediğimiz taraftar yardım kampanyasını yaptılar ve 1 milyon Bursa'lı ile becerip tüm devlet borçlarını sildiler.
Üstüne şampiyon olup, yayın gelirleri, puan gelirleri, fairplay ligi, sponsorlar, şampiyonlar ligi vs gelirleri ile borçsuz kasalarını doldurdular. Transfere de büyük para harcamadılar. Bize ne demeyin, bilin. Bilin ki adamlar Manisaspor gibi değil, Sercan'ı satmak istemezlerse satmama lüksleri var.
Oyuncuya istediği ücreti verebilecek paraları var yani. Adamlar tok satıcı, almak isteyen biziz.
Fenerbahçe, Beşiktaş piyasanın anasını ağlatmış, Bursa neden para istiyor diye sövüyorsunuz. İsterler. Biz de vermek zorundayız. Hem nedir bu para derdiniz? Başkanın yalancısıyım; Stad bitti, sponsorlar gani, GSBonus, GSSigorta, GSBilyoner, GSTV gibi muhteşem para kaynaklarımız var. Sercan dediğin adam Baros tarzına uyabilecek tek yerlidir. Batdal'dan da, Pino'dan da iyidir.
Volkan dediğin adam senin sağ kanat oyuncularının(Pino+Serdar+Aydın) tümünün toplamından daha fazla katkı yapar kanatta bize. Sevmeyebilirsin. Ama böyle.
Orada oynayan oyuncun Keita olsa, Ribery olsa almayalım. Serdar, Aydın vs. işte..
Volkan 15-16 yaşındayken Hagi oynasın diye B.Merinos'a gönderdi Bursaspor teknik direktörüyken. Ve Merinostayken bile her akşam idmanı sonrası Vakıfköy tesislerine gelip 1 saat özel çalışıyordu Hagi ile. İzliyordum. Hagi'nin istemesi çok doğal onu. Ki Haldun Üstünel de istemişti Volkan'ı.
Hemen hepimiz yerli oyuncu istiyoruz. Yabancıdan ziyade yerli transferler bekliyoruz. Bedava Mustafa Sarp alınınca da sövüyoruz, para ile Volkan alınınca da sövüyoruz.
Tam tamına 50.000 € için kaçırdık biz Gökhan Gönül'ü. Diretti Adnan Sezgin, vermedi 50.000 daha. Gökhan ağladı gelemedi diye. Sezer Öztürk için 100.000 € vermedik, adam bizim yüzümüzden huzurunu bozdu, kadrodışı kaldı, şimdi olsa da izlesek diyoruz!
Bugün de bir milyon için Volkan'ı Beşiktaş'a, Sercan'ı Fenerbahçe'ye, Emenike'yi Trabzonspor'a kaptırırsak, böğürmeye devam ederiz.
15 milyon € verip Hazard'ı alsak bayram yaparız çoğumuz değil mi? 5 milyon € Volkan'a kıyamayıp yerli oyuncumuz yok diye dövünüyoruz.
15 milyon € Hazard'a vermeyip, yeni bir Hazard olacak yetenekler keşfedebilir belki çünkü yabancı havuzu geniş, ama yerli sıkıntısı net işte! Çıkmıyor! Çıkanı da beğenmiyoruz.
O kadar etmez diyoruz, disiplinsiz diyoruz. Tutturulmuş bir Volkan disiplinsizdir gidiyor. Ne disiplinsizliğini gördünüz? Bunu da anlatın. Kendi takımınızdaki futbolcularımızın yaptıklarını da göz önüne alıp anlatın. Amerika'ya gitmişmiş.. Ee başka? Barlarda purolarla mı yakalanmış, Emniyet müdürünü ziyarete gidip bir arkadaşının tayinini mi istemiş, alışveriş merkezlerinde sigara ile mi yakalanmış, sokağa işerken mi yakalanmış, maçta ana avrat söverken kameraya mı yakalanmış, menajerlik mi yapmış, maçtan önceki gün sabah ezanına kadar ps mı oynamış, kamptan mı kaçmış, sarhoş mu gelmiş, magazin gündeminden mi düşmemiş? Ne yapmış bu çocuk da bu kadar disiplinsiz olmuş?
Disiplinli oyuncularımızı da izliyoruz.. Sonra dönüp disiplinsiz Lincoln'e, disiplinsiz Keita'ya, disiplinsiz Misimoviç'e bakıyorum da; disiplinsiz futbolcuya kurban olurum ben.
Kaliteli oyuncu istiyorum arkadaş. Bütün şaşal suları çalsın ama bizi bugünkü durumlara düşmekten kurtarsın. Volkan ilk 11 oynasın yada oynamasın. Daha iyisi varsa o oynasın. Ama rotasyonumda böyle oyuncular görmek istiyorum ben. Serdar çıkıp Aydın gireceğine, Hazard çıksın Volkan girsin oyuna. Ayhan çıkıp Batdal gireceğine, Nuri çıksın Sercan girsin, Emenike girsin. Şaşal sular feda olsun. Helin Avşar'lar feda olsun. Corvette'ler feda olsun. Bize ne?!
12 Eylül 2009 Cumartesi
Taçsız Kral
Değerli bayan blogger!.. Bu bir futbol yazısı değil, bir aşk yazısıdır.. Okumadan kaçma!Selvi Boylum Al Yazmalım'da betimlenmişti "Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti"
Sevgi.. Aşk.. Sadece iki kişinin birbirine duyduğu hisler midir?
Ota, boka, böceğe, çiçeğe yada bir kuruma, bir ilaha duyulanlar nedir o halde?
13 Eylül 1991'de, bundan tam 18 yıl önce, bir trafik kazasıyla kaybetmiştik aşk adamını..
Metin Oktay'ı..
Tanıyalım mı biraz?
Babanız, amcanız yada dayınız 60'lı yıllarda doğmuş ve adı Metin ise, yada Oktay ise, %90 bu muhteremdir isim sebebi..Futbolu seven-sevmeyen birçok ailenin, 1960 ve sonrasında doğmuş erkek çocuklarına "Metin" ismini verme nedenidir Metin Oktay..
"Taraflı-tarafsız herkes tarafından sevilen" diye bir klişe varya hani bugün her ölünün ardından söylenen.. O cümle, Metin Oktay'ın özetiydi işte.. İlk olarak, onun için söylenmişti, onun sayesinde girmişti Türkçeye ve hafızalara..
Ben, O'na yetişemedim, izleyemedim, tanıyamadım canlı olarak. Ama onun anlatıldığı, askerlik anılarından önce onun sohbetinin geçtiği büyükleri tanımıştım. Onun için futbolu sevdim, onun için Galatasaraylı oldum.. Çünkü o, "Bence Galatasaraylılık din gibi, mezhep gibi yerleşmiş, köklü bir inançtır. Galatasaray'ı işte bunun için tercih eder ve Galatasaraylılığımla her zaman gurur duyarım" demişti..
Demişti de, boşa mı demişti? Hayır!
Dönemin büyük ve meşhur zenginlerinden gümrük komisyoncusu ve Fenerbahçe yöneticisi Müslim Bağcılar, bir düğün davetinde Galatasaray'lı Metin Oktay'a boş bir çek yaprağı uzatarak transfer teklifinde bulunmuştu..
Müslim Bağcılar'ın “Rakamları sen yaz! Sana servetimin yarısını veririm! Yeter ki Fenerbahçede oyna Metin” diyerek uzattığı çek yaprağını “Bizi sevenlere ihânet etmeyelim baba!” diyerek geri çevirmişti Metin Oktay.. İşte o gün "aşk adamı" olmuştu. İşte bu yüzden, günümüzde "Profesyonelliğe karşı, Metin Oktay" pankartları elden ele dolaşır oldu..
Sadece para mıydı Galatasaray'dan onu ayırmaya yetmeyen? Hayır!Çocukluk aşkı ve eşi olan Oya Hanım İstanbul'a alışamamıştı ve her fırsatta İzmir'e dönmek için baskı yapıyordu Metin'e.. Eşini de boşadı Metin Oktay. İzmirde yaşamak istediği için, kendisini Galatasaray'dan ayırmak isteyen, "Ya Galatasaray, ya ben" diyen karısının son kez "Tercih et Metin: Ya Galatasaray'da kalırsın, yada benimle İzmir'e dönersin!" resti üzerine, çok sevse de terketmişti çocukluk aşkı olan karısını Metin Oktay.. Çünkü onun bir aşkı da Galatasaraydı, Galatasaray taraftarıydı. Aşksız kalmazdı ki o.. Şöyle demişti sonra:
"Eşim ve ailesinin sürekli baskısındaydım.. Hatta İzmirspor'dan çok yüklü bir transfer ücreti alacağımı söylüyorlardı. Daha da komedi bir teklifle karşılaştım 'Galatasaray'ı bırak İzmir'e dön. Biz sana bakarız' diye diretiyorlardı. Galatasaray'ı bırakacağım ha? Allah korusun! Allah yazdıysa bozsun! Galatasaray benim dünyam, Galatasaray benim yuvam. nasıl bırakırım Galatasaray'ı? Evet eşimi severdim. İzmir'i de eşim kadar severdim. Ama benim bir de sevdiğim, yürekten bağlandığım Galatasaray'ım var. Hava elektriklenmiş ve eşimle tartışmıştık. Yüzüklerimizi atmıştık. Bir basın toplantısı düzenleyerek 'Ben parayı Galatasaray'a tercih etmem' diyor ve Galatasaray'da kalıyordum"
Florya'daki tesislere adı verilmişti, heykeli dikilmişti.. Hatta Kadıköy Belediyesi'ne bağlı Fenerbahçe Parkı'na bile Metin'in heykelini dikmesine izin vermişlerdi.. Hala orada Metin Oktay'ın heykeli var.. Heykelin dikilmesinden dolayı, o zamanki Fenerbahçeli yöneticiler "Şeref duyarız" demişlerdi.. Herkes seviyordu Metin'i. Bambaşka bir şey bu.. Taraflı-tarafsız aşk buydu işte!
Ölümünden yıllar sonra, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ilköğretim öğrencileri için bastırılan kitaptaki "Örnek Kişiler" başlığında da yerini alacak, yeni nesile de aktarılacaktı büyüklüğü..Taraflı-tarafsız aşk buydu işte!

Şöyle düşündüm: Metin Oktay marjinal planda nerede duruyor? Öyle bir uçta ona
nasıl bakabiliriz? Hemen bir sözcük geliyor aklıma: Adsızlık! Metin Oktay
adsızlığın büyük şiirini yaratarak en büyük ad oldu. Hiçbir büyük futbolcu bu
kadar ekip adamı olamaz. Yaratıcı, büyük, kulübünün tarihinde çıkardığı
çıkardığı bir beden zekâsını her an ayağının önünde bulan adam. Reha’nın
kopuşlarını. Bülent’in uzak şut güvencesini. Gündüz’ün yönetsel serinkanlılığını
da bulabilirsiniz onda. Ama, daha önemlisi, bir İsfendiyar’ın, bir Coşkun’un
ikincil katkılarını da dışlamadı. Böylece Galatasaray futbolcusunun portresi
ortaya çıkıyor: Ekip oyunu, ikincilin zaferi… Metin Oktay en büyük oyuncu olarak
ikincildir de. Sanırım başarısının anahtarı burda. Galatasaray gerçekliğinin
başlaması onun dönemine rastlıyor. Metin Oktay’ın bir özelliği de hiç şımarmamış
olması. O rolü yanında oynayan başka futbolculara da bıraktı. Metin’de bütün
büyük futbolcuların yanında kendisini daha büyük gösteren bir şey var. Nedir bu
acaba? Teknik mi, beden gücü mü, sezgi mi? Bütün bunlar birleşmiş onda. Ama aynı
özellikleri başka futbolcularda kolayca seçiyoruz. Sanırım asıl niteliği topla
buluşması. İcatçıdır bu konuda. Sevecendir. Şemsiyesini ne mi yaptı?
Fenerbahçe’ye attığı çok ünlü bir gol vardır. “Uçan Manda” olarak anılan
Özcan’ın beklediği kalenin ağlarını yırttı. Ayıp olmasın diye ve rakip takıma
bir cemile olarak şemsiyesiyle örttü orayı. Şemsiye’nin bugün hâlâ orda olduğu
söylenir.
5 Eylül 2009 Cumartesi
Afyon Hatırası !
Sevgili Zeugma blogunda Cumhuriyet sucuklarını yazınca benim de aklıma Afyon anılarım geldi :) Bekarlık çağlarımda, ata sporumuz güreş ile iştigaldim nacizane..Türkiye şampiyonası o sene Afyon'daydı. Biz de Bursa kafilesi olarak Afyon'a gittik.
Ben de Bursa kafilesinin ağır siklet güreşçisi, takım kaptanıydım ayıptır söylemesi :p
Ama gel gör ki ağır siklet'in sınırındaydım. 2-3 kg eksiğim var. Tartılara 2, müsabakalara 3 gün var.
Diğer bütün sikletlerdeki güreşçilerde ise kimisinde bir kaç gram, kimisinde bir kaç kg fazlalık var.
Kafile başkanı antrenörümüz kampa aldı tüm takımı. Fazlalığı olanları doğduğuna pişman etti.
Yemek yedirmedi, su içirmedi. Koşturduda koşturdu.. Sabah-akşam antrenmanlarla inletti milleti.
Bana gelince.. Bana farklı muamele yapıldı. 2 gün içinde en az 3 kg almalıydım..
Afyon'un kaymağı, lokumu ve sucuğu meşhurdur. Otel aşçısına benim için verilen menü şöyleydi:
Sabah:
İştah açsın diye aç karnına bir arjantin bardak turşu suyu.
15 dk sonra:
Yarım kangal sucuk, 100 gram peynir, Çay, 300 gram lokum, Kaymaklı ekmek kadayıfı.
Saat 10:30:
1 bardak turşu suyu, 200 gram lokum.
Öğle:
1 bardak turşu suyu, Yarım kangal sucuk, Kola, Kaymaklı ekmek kadayıfı.
Akşam:
1 bardak turşu suyu, Tas kebabı, Pilav, Kola, Kaymaklı ekmek kadayıfı.
Saat 22:30:
Tost, Çay.
+
Antrenman yasak! Otel merdivenleri bile kullanılmayacak, asansör kullanılacak!
Evet, tam 3 gün boyunca aynen bu listeyi uyguladım.. İstisnasız..
Günde 4 bardak turşusuyu, 1 kangal Cumhuriyet sucuğu, 3 porsiyon kaymaklı ekmek kadayıfı.
Şaka gibi, ama değil!
Ve sonuç..3 günde, tam 4.5 kg aldım. Ağırsiklete hak kazandım.
Ve sonuç..
Aldığım bu kalorileri harcayamadığım için, düz duvara tırmanacak duruma geldim ve önümde rakip bırakmadım ezdim-geçtim tabiri caizse..
Ve sonuç..
Bu 3 gün içinde hiç antrenman yapmadığım için yarı finalde omzum çıktı ve müsabakaya devam edemedim. Antrenmansızlığın cezasını çektim ama Afyon Devlet Hastanesini görmüş oldum..
Ve sonuç..
2000 yılı Greko-romen stil ağırsiklet Türkiye 3.sü olarak ve çıkık omuzla öz yurdum Bursa'ya döndüm.. Kutlamak için İskender kebap yedim. O gün bugündür yiyorum efendim, durduramıyorlar :)
Ve sonuç..
Hâla turşu suyu içemiyorum :)
25 Ağustos 2009 Salı
23 Ağustos 2009 Pazar
22 Ağustos 2009 Cumartesi
Plajda Smaç !
Dün benim de izlediğim maçta, yarı finalde Rus takımını güzel bir oyunla eledi Alman ekip. Beğendim.. Bieneck ve Aulenbrock, bugün finalde bir diğer Rus ekibi Chaika–Karapischenko ile karşılaşacaklar.
Kazanan, Al(m)anya olacak gibi..
Brezilyalılar ise, göründüğü üzere pılısını pırtısını toplayıp erkenden döndüler..
Hazırlanmaları gereken bir karnavalları var nitekim.. O da güzel..
17 Ağustos 2009 Pazartesi
Hangimiz İnsan ?

2009 Berlin Dünya Atletizm Şampiyonası, 100 metrede yeni dünya rekorunun resmidir!
100 metreyi 9.58 saniyede koştu bu yukarıdaki Usain Bolt yaratığı.
Yahu ben yerimden kalkıp mutfağa gitmeyi düşünmeyi bile 9.58 saniyede yapamıyorum!
İnsan değilsin Bolt! İnsan olan benim! Sen değilsin! Ama bir şey biliyorsam o da şudur ki;
Atletizm bir din ise, Usain Bolt peygamberidir!
(~_^)
9 Ağustos 2009 Pazar
Süper Lig, Artık Başlasın !
Başlasın artık! Her sezon kızdığım federasyon-hakem-yayıncı kuruluş troykasına rağmen!
Fenerasyon'a, bitmez tükenmez hakem hatalarına, iğrenç yayınlara/yorumculara rağmen,
Çok özledim Galatasarayımı yahu! Beklemek ölüm!

Bazen ...
Nefes almak, değildir yaşamak...
Onunla gülüp, onunla ağlamaktır...
Sarı -Kırmızı olmaktır.. Her an onu solurcasına...
Bazen ...
Özgürlük, çimlerde koşmak değildir...
Sevdası uğruna prangaya vurulmaktır...
Hep ona tutuklu kalmışcasına...
Bazen ...
Başarı, Para, kupa kazanmak değildir...
İnsanların yüreğine dağlanmaktır ...
Damarında, kanında yaşarcasına ...
Bazen ...
İmparatorluk, ülkeleri ele geçirmek değildir...
Bir meşin yuvarlakla, yürekleri fethetmektir...
Sınır tanımadan, hüküm kurmaktır milyonlarcasına...
Bazen...
Aslan, bir hayvan değildir...
Bir simge, bir Semboldür... Tarifsiz güçtür ...
Ruhundaki asalete yazılmışcasına...
Bazen ...
Cehennem, öbür dünya değildir...
Taraftarla coşmuş SAMİ YEN'dir ...
Alev alev yanarcasına...
Bazen ...
İmkansız, olmaz değildir...
7 kişi, 7-0 yenmek, ağları delmek, şampiyonluktur milenyumda ...
Hayalleri gerçek yapmaktır...Sahaya her çıktığında...
Bazen ...
Kral olmak, taç giymek değildir...
Soyunu sevgiden, unvanı halktan almaktır...
Her doğan bebenin METİN olmasıdır...
Kuşaktan kuşağa akarcasına...
Bazen ...
Vefa, semt adı değildir..
14 yıl kan kusup, ölümüne arkasında durmaktır...
Her şartta.. Yıkılmaz bir duvarcasına...
Bazen ...
Tarih, tozlu bir sayfa değildir...
Gerçektir, yaşamdır... 1905'te doğup, ciltlere sığmamaktır...
Destanların değişmez yazarı olurcasına...
Bazen ...
Güç bir sıfat değildir...
Evsiz barksız, beş parasız, en zorda tüm dünyayı ayağa kaldırmaktır...
Üstünde sade bir parçalı formayla, kolaycasına...
Bazen ...
Cesaret, korkuyu yenmek değildir...
Onbinlerce rakibin arasından geçip, kalesine bayrağı dikmektir...
Tek başına... Kimse yokmuşcasına...
Bazen ...
Sevgi, anne baba eş dost değildir...
Onlardan ötedir... Tutkudur renklere armaya ...
Ayrılmaz bir parçanmışcasına...
Bazen ...
Hayat, her şey değildir...
GALATASARAY’lı olup GALATASARAY’lı gibi yaşamaktır..
Doğumdan ölüme... Kalbin her çarptığında...
Cimbombom diye.. Atarcasına...





.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)





