14 Eylül 2009 Pazartesi

iPhone !

Hrrr..!

12 Eylül 2009 Cumartesi

Taçsız Kral

Değerli bayan blogger!.. Bu bir futbol yazısı değil, bir aşk yazısıdır.. Okumadan kaçma!

Selvi Boylum Al Yazmalım'da betimlenmişti "Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti"
Sevgi.. Aşk.. Sadece iki kişinin birbirine duyduğu hisler midir?
Ota, boka, böceğe, çiçeğe yada bir kuruma, bir ilaha duyulanlar nedir o halde?
13 Eylül 1991'de, bundan tam 18 yıl önce, bir trafik kazasıyla kaybetmiştik aşk adamını..
Metin Oktay'ı..
Tanıyalım mı biraz?

Babanız, amcanız yada dayınız 60'lı yıllarda doğmuş ve adı Metin ise, yada Oktay ise, %90 bu muhteremdir isim sebebi..
Futbolu seven-sevmeyen birçok ailenin, 1960 ve sonrasında doğmuş erkek çocuklarına "Metin" ismini verme nedenidir Metin Oktay..
O bir futbolcudan çok öte, bir aşk adamıydı.. O, Fenerbahçe tribünlerinden de, Beşiktaş tribünlerinden de alkış alırdı.. Hayatında bir kez, sadece bir kez duyduğu küfürlü tezahürata karşılık, Fenerbahçe tribünlerinin önünde durup eğilerek saygılarını sunmuştu kendisine küfredenlere. Ve sonra alkış tufanı kopmuştu o tribünlerden utanarak, kızarmış yüzlerle..
"Taraflı-tarafsız herkes tarafından sevilen" diye bir klişe varya hani bugün her ölünün ardından söylenen.. O cümle, Metin Oktay'ın özetiydi işte.. İlk olarak, onun için söylenmişti, onun sayesinde girmişti Türkçeye ve hafızalara..
Ben, O'na yetişemedim, izleyemedim, tanıyamadım canlı olarak. Ama onun anlatıldığı, askerlik anılarından önce onun sohbetinin geçtiği büyükleri tanımıştım. Onun için futbolu sevdim, onun için Galatasaraylı oldum.. Çünkü o, "Bence Galatasaraylılık din gibi, mezhep gibi yerleşmiş, köklü bir inançtır. Galatasaray'ı işte bunun için tercih eder ve Galatasaraylılığımla her zaman gurur duyarım" demişti..
Demişti de, boşa mı demişti? Hayır!
Dönemin büyük ve meşhur zenginlerinden gümrük komisyoncusu ve Fenerbahçe yöneticisi Müslim Bağcılar, bir düğün davetinde Galatasaray'lı Metin Oktay'a boş bir çek yaprağı uzatarak transfer teklifinde bulunmuştu..
Müslim Bağcılar'ın “Rakamları sen yaz! Sana servetimin yarısını veririm! Yeter ki Fenerbahçede oyna Metin” diyerek uzattığı çek yaprağını “Bizi sevenlere ihânet etmeyelim baba!” diyerek geri çevirmişti Metin Oktay.. İşte o gün "aşk adamı" olmuştu. İşte bu yüzden, günümüzde "Profesyonelliğe karşı, Metin Oktay" pankartları elden ele dolaşır oldu..

Sadece para mıydı Galatasaray'dan onu ayırmaya yetmeyen? Hayır!
Çocukluk aşkı ve eşi olan Oya Hanım İstanbul'a alışamamıştı ve her fırsatta İzmir'e dönmek için baskı yapıyordu Metin'e.. Eşini de boşadı Metin Oktay. İzmirde yaşamak istediği için, kendisini Galatasaray'dan ayırmak isteyen, "Ya Galatasaray, ya ben" diyen karısının son kez "Tercih et Metin: Ya Galatasaray'da kalırsın, yada benimle İzmir'e dönersin!" resti üzerine, çok sevse de terketmişti çocukluk aşkı olan karısını Metin Oktay.. Çünkü onun bir aşkı da Galatasaraydı, Galatasaray taraftarıydı. Aşksız kalmazdı ki o.. Şöyle demişti sonra:
"Eşim ve ailesinin sürekli baskısındaydım.. Hatta İzmirspor'dan çok yüklü bir transfer ücreti alacağımı söylüyorlardı. Daha da komedi bir teklifle karşılaştım 'Galatasaray'ı bırak İzmir'e dön. Biz sana bakarız' diye diretiyorlardı. Galatasaray'ı bırakacağım ha? Allah korusun! Allah yazdıysa bozsun! Galatasaray benim dünyam, Galatasaray benim yuvam. nasıl bırakırım Galatasaray'ı? Evet eşimi severdim. İzmir'i de eşim kadar severdim. Ama benim bir de sevdiğim, yürekten bağlandığım Galatasaray'ım var. Hava elektriklenmiş ve eşimle tartışmıştık. Yüzüklerimizi atmıştık. Bir basın toplantısı düzenleyerek 'Ben parayı Galatasaray'a tercih etmem' diyor ve Galatasaray'da kalıyordum"
İşte böyle bir adamdı Metin Oktay.. Bir neslin aşkıydı.. Genç kızların rüyası, erkeklerin taçsız kralıydı.. O yüzdendi belki de Yeşilçam'ın ilk ve tek defa bir futbolcunun hayatını filme alınması.. Hem de başrolde kendisini oynatarak.. Taraflı-tarafsız aşk buydu işte!
Florya'daki tesislere adı verilmişti, heykeli dikilmişti.. Hatta Kadıköy Belediyesi'ne bağlı Fenerbahçe Parkı'na bile Metin'in heykelini dikmesine izin vermişlerdi.. Hala orada Metin Oktay'ın heykeli var.. Heykelin dikilmesinden dolayı, o zamanki Fenerbahçeli yöneticiler "Şeref duyarız" demişlerdi.. Herkes seviyordu Metin'i. Bambaşka bir şey bu.. Taraflı-tarafsız aşk buydu işte!

Ölümünden yıllar sonra, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ilköğretim öğrencileri için bastırılan kitaptaki "Örnek Kişiler" başlığında da yerini alacak, yeni nesile de aktarılacaktı büyüklüğü..Taraflı-tarafsız aşk buydu işte!


Ve bir Fenerbahçe'li olan ünlü şair Cemal Süreya bile o usta kaleminden Metin'i anlatıyordu:
Şöyle düşündüm: Metin Oktay marjinal planda nerede duruyor? Öyle bir uçta ona
nasıl bakabiliriz? Hemen bir sözcük geliyor aklıma: Adsızlık! Metin Oktay
adsızlığın büyük şiirini yaratarak en büyük ad oldu. Hiçbir büyük futbolcu bu
kadar ekip adamı olamaz. Yaratıcı, büyük, kulübünün tarihinde çıkardığı
çıkardığı bir beden zekâsını her an ayağının önünde bulan adam. Reha’nın
kopuşlarını. Bülent’in uzak şut güvencesini. Gündüz’ün yönetsel serinkanlılığını
da bulabilirsiniz onda. Ama, daha önemlisi, bir İsfendiyar’ın, bir Coşkun’un
ikincil katkılarını da dışlamadı. Böylece Galatasaray futbolcusunun portresi
ortaya çıkıyor: Ekip oyunu, ikincilin zaferi… Metin Oktay en büyük oyuncu olarak
ikincildir de. Sanırım başarısının anahtarı burda. Galatasaray gerçekliğinin
başlaması onun dönemine rastlıyor. Metin Oktay’ın bir özelliği de hiç şımarmamış
olması. O rolü yanında oynayan başka futbolculara da bıraktı. Metin’de bütün
büyük futbolcuların yanında kendisini daha büyük gösteren bir şey var. Nedir bu
acaba? Teknik mi, beden gücü mü, sezgi mi? Bütün bunlar birleşmiş onda. Ama aynı
özellikleri başka futbolcularda kolayca seçiyoruz. Sanırım asıl niteliği topla
buluşması. İcatçıdır bu konuda. Sevecendir. Şemsiyesini ne mi yaptı?
Fenerbahçe’ye attığı çok ünlü bir gol vardır. “Uçan Manda” olarak anılan
Özcan’ın beklediği kalenin ağlarını yırttı. Ayıp olmasın diye ve rakip takıma
bir cemile olarak şemsiyesiyle örttü orayı. Şemsiye’nin bugün hâlâ orda olduğu
söylenir.

11 Eylül 2009 Cuma

Rahmet !

Yağmurun sesine bak..

Yağmur.. Azı karar, çoğu zarar..
Rahmet denilirya yağmur için.. Sel felaketinde yitip giden canlara rahmet oldu bu sefer..
Yitip gidenler sadece insanlar da değildi hem.. Bahçeşehir Hayvan Barınağı da sele teslim oldu.
Çok acı. Biçare yavrular kaçamadı. Toplamda, çoğu yavru olmak üzere en az 130 kedi ve köpek öldü.
Acı çekerek, boğularak, can çekişerek telef oldular. Ve kimbilir barınak dışındaki yüzlercesi de..
İstanbul'u izliyorum, gözlerim açık..
Bir yanda barınakta gönüllü hayvan dostları.. Öte yanda yağmacı, şerefsiz, bir dolu kaçık!

8 Eylül 2009 Salı

Kış Masalı

Cast:
Cemal Hünal, Duygu Yetiş, Fırat Çelik, Birce Akalay, Suzan Aksoy, Menderes Samancılar..

Senaryo:
Gül Oğuz, Mahinur Ergun
ATV'de yeni bir dizi başladı.. Kış Masalı..
Bursa'da, Uludağ eteklerinde çekilen dizi, müthiş Bursa görselleri sunuyor.
Sırf Bursa'nın saklı cevherini görmek için bile izlenilmelidir. Aha da tavsiye ettim.

Av !







"Kuş Peşinde"

5 Eylül 2009 Cumartesi

Afyon Hatırası !

Sevgili Zeugma blogunda Cumhuriyet sucuklarını yazınca benim de aklıma Afyon anılarım geldi :) Bekarlık çağlarımda, ata sporumuz güreş ile iştigaldim nacizane..
Türkiye şampiyonası o sene Afyon'daydı. Biz de Bursa kafilesi olarak Afyon'a gittik.
Ben de Bursa kafilesinin ağır siklet güreşçisi, takım kaptanıydım ayıptır söylemesi :p
Ama gel gör ki ağır siklet'in sınırındaydım. 2-3 kg eksiğim var. Tartılara 2, müsabakalara 3 gün var.
Diğer bütün sikletlerdeki güreşçilerde ise kimisinde bir kaç gram, kimisinde bir kaç kg fazlalık var.
Kafile başkanı antrenörümüz kampa aldı tüm takımı. Fazlalığı olanları doğduğuna pişman etti.
Yemek yedirmedi, su içirmedi. Koşturduda koşturdu.. Sabah-akşam antrenmanlarla inletti milleti.

Bana gelince.. Bana farklı muamele yapıldı. 2 gün içinde en az 3 kg almalıydım..
Afyon'un kaymağı, lokumu ve sucuğu meşhurdur. Otel aşçısına benim için verilen menü şöyleydi:
Sabah:
İştah açsın diye aç karnına bir arjantin bardak turşu suyu.
15 dk sonra:
Yarım kangal sucuk, 100 gram peynir, Çay, 300 gram lokum, Kaymaklı ekmek kadayıfı.
Saat 10:30:
1 bardak turşu suyu, 200 gram lokum.
Öğle:
1 bardak turşu suyu, Yarım kangal sucuk, Kola, Kaymaklı ekmek kadayıfı.
Akşam:
1 bardak turşu suyu, Tas kebabı, Pilav, Kola, Kaymaklı ekmek kadayıfı.
Saat 22:30:
Tost, Çay.
+
Antrenman yasak! Otel merdivenleri bile kullanılmayacak, asansör kullanılacak!

Evet, tam 3 gün boyunca aynen bu listeyi uyguladım.. İstisnasız..

Günde 4 bardak turşusuyu, 1 kangal Cumhuriyet sucuğu, 3 porsiyon kaymaklı ekmek kadayıfı.

Şaka gibi, ama değil!

Ve sonuç..
3 günde, tam 4.5 kg aldım. Ağırsiklete hak kazandım.

Ve sonuç..
Aldığım bu kalorileri harcayamadığım için, düz duvara tırmanacak duruma geldim ve önümde rakip bırakmadım ezdim-geçtim tabiri caizse..

Ve sonuç..
Bu 3 gün içinde hiç antrenman yapmadığım için yarı finalde omzum çıktı ve müsabakaya devam edemedim. Antrenmansızlığın cezasını çektim ama Afyon Devlet Hastanesini görmüş oldum..

Ve sonuç..
2000 yılı Greko-romen stil ağırsiklet Türkiye 3.sü olarak ve çıkık omuzla öz yurdum Bursa'ya döndüm.. Kutlamak için İskender kebap yedim. O gün bugündür yiyorum efendim, durduramıyorlar :)

Ve sonuç..
Hâla turşu suyu içemiyorum :)

4 Eylül 2009 Cuma

Portre #6: Yunus Emre


Sözü bilen kişinin, Yüzünü ak ede bir söz..
Sözü pişirip yiyenin, İşini sağ ede bir söz..
Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı..
Söz ola ağulu aşı, Yağ ile bal ede bir söz..

Ağu: Zehir

Ohhh

Gözleri deniz mavisi,
Saçları altın sarısı..
Sanki güneşin yarısı,
Sarışınım, sarışınım..
.
Canım Zevcem ;)

3 Eylül 2009 Perşembe

PuCCa


Blogspot bir din ise, peygamberi PuCCa'dır..
Gülmekten oruç bozacağım neredeyse okurken!
Bu kadar mı güzel yazılır! Daha da tanımam üstüne!

Portre #5: Cemal Süreya


Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü, kör oldum!
Yıkadılar, aldılar götürdüler.. Babamdan ummazdım bunu, kör oldum..
Siz hiç hamama gittiniz mi? Ben gittim lambanın biri söndü, gözümün biri söndü kör oldum..
Tepede bir gökyüzü vardı, yuvarlak.. Şöylelemesine maviydi, kör oldum..
Taşlara gelince hamam taşlarına.. Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi..
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm.. Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü..
Yüzümden hiç ummazdım bunu, kör oldum..
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

Pfff


Bu aralar fena kapışık durumlardayız zevcem ile.. 3 gün oldu, uzamazdı bu kadar normalde ama alışmış her defasında benim alttan almamı beklemeye. Almayacağım. Çünkü küsen benim. Hıhh!

Çayımı bile kendim demliyorum yahu. O derece garip haldeyim. 3 gündür televizyon camiasında neler dönmekte bihaberim. Tv odası onun emrinde zira, ben çalışma odamızda tıkılı kaldım. Hayatım oda-koridor-mutfak üçgeninde geçiyor. Şu hayatta tek zevkim maç izlemek, tek keyfim kahve içmek. Beceremediğimden kahve de yapamıyorum, içemiyorum. İçmeyiveririm. Yine de tek adım atmam! Banane lan blog!

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Zafer !

Yorumsuz !


Olacağı buydu işte..
Sen, kaale alıp masaya oturursan, bu densizliğe de şaşırmayacaksın!

PKK silah bırakma şartlarını öne sürmüş:

- Sıradan militana genel af.

- Yönetim kadrosuna 3’üncü bir ülkede belli bir süre iskan imkanı. Ve bu imkanın masraflarının Türkiye tarafından karşılanması.

- Öcalan’a normal cezaevinde kalma hakkı sağlanması, belli bir süre sonra da cezanın ev hapsine çevrilmesi.

Sizi adamdan sayıp masaya oturanın da.. Sizin de.. O masum canlar, iliklerinizden çıkacak!

TRT Şaş !


TRT haberlerini seyrediyordum.. Kürt Açılımı ile alakalı bir haber esnasında şaştım kaldım..
TRT'nin haber spikeri en azılı açılımcıların sözcüsü gibi konuşuyor, yorumluyor, muhalefete giydiriyor!
Resmen hükümet sözcülüğü yapıyor adam.. Bu nedir yahu?! Hiç böylesine denk gelmemiştim..
Tamam TRT devlet kanalı, tamam her hükümet kendi adamını atıyor kurumun başına ama nice hükümetler sırasında nice TRT haberi izlemişliğim vardır, hiç rastlamamıştım bugüne kadar..
Kadrolaşma her hükümet döneminde vardır. Ama bu kadar da göz önünde olmaz ki! Ayıp!

Gelelim "Kürt Açılımı" meselesine..
Öncelikle bu bir balondur.. Demokrasi balonudur.. İçi boştur.. Dolu da olmamalıdır zaten..
Pozitif ayrımcılıktır bir kere.. Adında bile hayır yoktur.. Neyi, kime açıyorsunuz efendiler?!

Gelelim açılımın açılışına..
*Öcalan'a tecrit bitecek..! Yanına 3-5 mahkum gönderilerek.. Pek tabi bunlar da o yolun yolcularından olacak.. Yani Öcalan'a volta arkadaşı gönderilecek.. Sıkıyorsa gönder 80 ülkücülerinden..
Yada gönder bir şehit yakınıı mahkumu.. Hadi kaynaştır-barıştır bakalım :)
*Vatandaşlıktan Çıkarılan Kürtlere İade-i Vatandaşlık..! Yahu adamlar zaten "Bize zorla Türk kimliği veriyorlar, TC yazan, ay-yıldızlı kimlik veriyorlar" diye böğürmüyorlar mı?
*Bölge Vatandaşına Şefkat..! Nasıl yani? Egedekine zulüm mü? Yada şimdiye kadar Egedeki kollanıyordu da GüneyDoğudakilere zulüm mü vardı? Egeli bir çocuğun elinde Apo posteriyle polisin kafasına taş attığı görülmüş mü? Bunun açılımı da, hani, polisi taşlayan çocuğa polisin iki tokat atması ile oluşmuş sözde zulüm mekanizması..
*Kürtçe Engelinin Kaldırılması..! Kürtçe köy isimleri konulabilecekmiş.. Kürtçe isim konulabilecekmiş bebelere.. Kürtçe yayın serbest bırakılacakmış.. TRT-Şeş unutuldu sanırım :)
En acısı da, askeri bölgelerde dağlarda yazan "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" sözleri silinecekmiş..
İncitici oluyormuş zira.. Hasbinallah..!

Açılım açılım dedikleri de bu işte.. Daha da açılmaz.. Zira ne daha da açılacak yerimiz kaldı, ne açtıracak bir ordumuz.. Maksat gündem olsun.. Ama ne gerek var cici görünmeye? Ne gerek var görevini yapan muhalefete "oy peşindeler" giydirmesine? Ne gerek var açılıma?
Laz Açılımı nerede diye sorarlar adama.. Hanimiş Çerkez Açılımı? Peki ya Rum Açılımı?
Bunlar da bizim vatandaşımız değiller mi? Bunlara da bir şey açmamak ayrımcılık olmaz mı?
Bu insanlar birşeyler açtırabilmek için illa ellerine silah alıp masum kanı mı dökmeliler?
Devletimiz sağolsun bize yeter demeleri ceza mı olmalı bu insanlara? Yapsanıza bir kıyakta bunlara? Yada kimseye yapmayın.. Budur, pozitif ayrımcılık dediğim işte!
Ergenekon içeride, Nurgenekon dışarıda..

Hacı Bektaş demiş ki, "Bir olalım, iri olalım, diri olalım"..
Atatürk demiş ki, "Türk demek, Türkçe demektir.. Ne mutlu Türk'üm diyene"..

Bize daha da diyecek söz bırakmamışlar..
Anlayan anlar, anlamayan akar gider..

28 Ağustos 2009 Cuma

Okunamayanlar !


Ramazan için geçerli..
Okuyamıyorum a dostlar!
Canımın istemediğinden değil..
İstiyorum ama okuyamıyorum..
Bugün aldım elime kitabımı, okumaya başladım..
Bir satır, iki satır derken.. Tam 1 saat geçmiş hâla 3. satırdayım!
Bakar-kör olmuşum. Bir saat aynı satırı okumuşum.. 1. ve 2. satırı ise hiç hatırlamıyorum bile..
Oruç zihnimi neden bu kadar engelliyor?
Yok yani zoraki de tutmuyorum ki, tamamen isteyerek, severek, hür irademle tutuyorum..
Eşim bile bir naif yaklaşıyor iftar saati yanıma.. 'Aman sen sakin ol bey' gibisinden..
İşin aslı, sakinim zaten.. Hem de çok sakinim.. Neden bu kadar kasıyorsunuz zevcem?
Sinirlenmeyi düşünmeye bile mecalim olmuyor ki.. :)
Ama ramazan girdi gireli 2 sayfa kitap okuyamaz oldum..
Hem de elimde de okunmayı bekleyen bunca güzel kitap varken! (Cobenler, Connellyler, neler neler)
O yüzden, 11 aylar bekleniyor kendimce..

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Soru: Mezar?


Kadın mezarları, Anadolu geleneklerine göre erkek mezarlarından daha derin kazılıyor..
Neden?
A- Kolayca kaçamasınlar diye..
B- Kadın cesedi, erkek cesedine göre daha çok koktuğu için..
C- Batıl inanç..
D- Hiçbiri. Çünkü..

25 Ağustos 2009 Salı

11 Aylar !

"11 Aylar" bekleniyor kendimce..
.

Form Durumu






%100 Fit..

İmza !


8 aylık hamile bir ineği şişledikten sonra canlıyken karnını yarıp danasını çıkarıp onu da kestiler!
Bunu yapan sözde modern kesimhane! İnanamıyorum !
Öncelikle, ay ben fena olurum, bana dokunur demeden, görüntüyü buradan izleyin ..
Sonra da işi kınamakla bırakmayın ve şu dilekçeye imza atın;
Kınamak, üzülmek yetmiyor! Bir imza da siz atın bu dilekçeye!

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Pis Universe !

2009 Dünya Güzellik Kraliçesi Miss Venezuela Stefania Fernandez oldu..
Bu Venezuela hükümeti Venezuela Tanıtım Fonu'nu olduğu gibi Miss Universe jürisine yediriyor gibi!
Ardarda 2. kez, toplamda 6. kez yine Venezuela kazandı.. Şike var kesin..

Biz anlamıyoruz sanki bu işten! Kimi kandırdığınızı sanıyorsunuz efendiler?!
Bu seneki yarışmacılar için söylemiyorum ama nerede kardeşim Miss İsveç, İzlanda, Finlandiya?
Ha? Cevap yok tabi! Cevap veremezsiniz, zira ben güzelden anlarım!

Benim adayım, aşağıdaki Miss Puerto Rico'ydu.. Mayra Matos..

Yazık oldu..


Arkandayım Mayra!

TheTurk'i

İstihareye yattım zamanında :p , orada bana sordular: "Nasıl olursa, nasıl olur?"
Cevap verdim ben de: "Güzel olursa, iyi olur!"
Sonra.. Rabbime sordum, Aysun dedi..
Kırmadı erenler sağolsunlar.. En güzelinden, Aysunumu verdiler bana..

Çok seviyorum zevcem hazretlerini..
O da beni sever sağolsun, bakınız nasılda seviyor dolma parmaklarımı :)

Dün işyerinden arkadaşı sormuş zevceme: "Eşin ev işlerinde yardım ediyor mu?"
Eşim de cevap vermiş: "Yok o paşa torunudur!" :)

Ben de Nefi'den bir çalıntı yapayım hemen :

Zevcem hanım bana paşa torunu demiş..
İltifatı bu sözde zahirdir..
Maçoluk meşrebim zira,
İtikadımca paşa, dedemdir :)

İslam ve Kedi


İş bu yazı, kedilerime "tüylüdür, evde beslemek günahtır" diyen sevgili misafirlerime ithaf edilmiştir.. İslamiyet’te kediler “temizlik” ile simgelenmiştir ve saygın bir yer edinmişlerdir.
Öyle ki, Hz. Muhammed’in bile bir kedi dostu olması müslüman kediciler için tam bir övünç kaynağıdır. Zira, kedi beslemek sünnettir.. Hz. Muhammed, Uhud seferinde, ordunun önüne yavrularını emziren bir kedi çıkınca, kedinin başına ezilmemesi için bir nöbetçi dikip koca bir orduyu o kedinin etrafından dolaştırmış. Ve seferden döndüğünde o nöbetçiden kediyi istemiş ve sahiplenerek adını Müezza koymuş. Siyah beyaz bir habeş kedisiymiş Müezza. Ağzının içinde üst damağında lekeleri varmış. Bu sık rastlanmayan damağında leke olan kedilerin Müezza'nın soyundan geldiği kabul edilir. Müezza, muhtemelen bir sokak kedisiydi ve Mekke’nin sıcak kavurucu çöl sokaklarından Hz. Muhammed’in ilgisi ile kurtulmuştu. Hz. Muhammed, kedisi Müezza’yı o kadar çok severmiş ki, Müezza bir gün sedirde oturan Hz. Muhammed’in giysisinin ucunda uyuya kalmış. Her kedi dostu gibi uyuyan bu güzelliğe kıyamayan Hz. Muhammed, Müezza’yı uyandırmaktansa giysisinin ucunu usulca keserek kalkmayı tercih etmiş.

Hz. Muhammed, kedisi Müezza içtikten sonra kapta kalan su ile abdest alacakken... Sahabei Kiram Ebu Nuaym "Ya Resul o sudan kedi içti" deyince, Resulullah "Onlar en temiz ağıza sahiptirler" buyurmuş ve abdest almıştır.. Daha sonra da sahabeden bir hanım şöyle anlatır; Eshab-ı kiramdan Ebu Katade’nin abdest alması için bir kaba su koymuştum. Kedi gelip bu kaptan su içiverince Ebu Katâde biraz daha su içmesi için, kabı kedinin önüne uzattı. Benim kendisine hayretle baktığımı görünce, "Niye hayret ettin ey kardeşimin kızı, Resulullah efendimiz, (Kedi pis değildir, etrafınızda dolaşsın) buyurdu. Kendisi de abdest almıştı, ben de sünnet eylemekteyim" dedi. Ebu Bekir Vasiti hazretleri anlatır; Bir gece Peygamber efendimizi rüyamda gördüm. Bir senedir, o kadar çok sıkıntının tesirinde kaldığımı, çok zayıflayıp ayakta namaz kılamaz hâle geldiğimi arz ettim. Evimizdeki kedi yavrulamıştı. Ben bu sıkıntı içinde düşünürken, bir köpeğin kedi yavrularından birisini yakalamaya çalıştığını gördüm. Bastonumu vurunca, kaçtı. Kedinin annesi gelip yavrusunu alıp gitti. Ondan sonra iyileştim; namazlarımı ayakta kılmaya başladım. O gece rüyamda yine Peygamber efendimizi gördüm. (İyi olmanın sebebi, bir kedinin senin için teşekkür etmesidir) buyurdu..

Birgün Abdurrahman b. Sahr adlı bir sahabe bir kediyi kucağına almış onu beslerken Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i görür. Kediyi beslediğinden dolayı utanır ve saklanmaya çalışır. Peygamber Efendimiz (s.a.v)de ona gülümseyerek "Ebu Hureyre (kedilerin babası) utanma, öğün" der ve gider. O günden sonra Abdurrahman b. Sahr'a artık Peygamber Efendimiz (s.a.v)in hitap ettiği gibi hitap edilir. Kendisi de bir kedi dostu olan ve hadisleri aktaran Abu Hureyre Hz. Muhammed’in kedilerin ticari alım satımını yasaklattığını söyler. Hatta Abu Hureyra’nın aktardığı hadislerde “kedisini kapatıp aç bırakan bir kadının cehennemde çektiği cezadan” bahsedilir. Mesaj oldukça açıktır. Kedilere iyi muamele şarttır. Belki bu hadislerden belki de kendi öz inancımızdan bilmiyorum ama çocukluğumuzda kedilerin canını acıtanlar için hep aynı şey söylenir dururdu. “Bir kediyi öldürürsen yedi cami yaptırman gerekir”.
Belki de İslamiyet’teki bu gizli kedi sevgisi sebebi ile İslam ülkelerinin sokakları kedilerle doludur Bir gün namaz kılarken bir yılan Hz. Muhammed’e yaklaşmış arkasından ve Hz. Muhammed’i sokmaya kalkışmış. İşte tam o sıra oralardan geçen bir adam Hz. Muhammed’in zor anına yetişip kedisini yılanın üzerine salmış. Ve bilindiği üzere yılanın amansız düşmanı olan kedi, yılanı boğmuş. Yılanın zehirli ısırığından kedi sayesinde kurtulan Hz. Muhammed kedinin sırtını okşamış. O günden beridir de kediler sırt üstü yere düşmezlermiş. Aktarılan bilgilere göre de kediler mırlamalarında şükredip "ar rahim" diye zikrederler. Dünyaya gelen canlı mitolojisinde Hz. Adem ile başlayan insan sürecinden sonra yaratılan ilk canlılar yılan ve kedidir. Ve ilginçtir ki, hemen her dinde, yılan kötülüğü kedi iyiliği temsil etmiştir. Bugün dahi yılanın en korktuğu canlı kedidir. Öyle ki, kedinin kokusunu aldığı yere giremez yılan..

Evde kedi beslenebilir. Dini açıdan sakıncası yoktur. Nitekim Hz Peygamberin, çoğu sahabe-i kiramın ve çoğu evliya zatların evlerinde kedileri vardı. Örneğin Mevlana'nın velilerinden biri olan Pir Esad Sultan ya da yaygın lakabıyla “Pisili Sultan” da kedileri çok severdi. Tıpkı Hazreti Muhammed ile ilgili hadisleri bizlere aktaran Kedi Babası lakaplı Ebu Hureyre gibi. Öyle ki kedisi ölümünden sonra sandukasının hemen sol tarafına ayakucuna gömülmüştü. Kim bilir Pisili Sultan'ın ayakucunda yatan bu kedicik, Mevlana'nın Mesnevi'sini süsleyen o muhteşem şiirleri sultanının eteğinde doğrudan Mevlana'dan dinlemişti.
Kedilerin evrensel “güçlü olan yaşar” prensibinin en sağlam örneklerinden olduğunu kabul kadar, tüm dinlerin hatta, tek tanrılı dinler öncesi dönemin ilgi duyulan “yaratıkları” olduğunu da kabullenmek gerekiyor. Elbette hiçbir din kedilerle ilgili bir inanç mimarisini sunmaz. Ancak kedilerin mistik bir yönü olduğu da muhakkak. Çünkü hemen tüm inanç pratikleri kedilere bir şekilde gönderme yapmakta.

Derleme: Ben, şahsen, bizzat kendim..
Kaynak: Güvenilir :)

23 Ağustos 2009 Pazar

Ramazan #2


Geçen hafta gasilhanede hocalarla ramazan muhabbeti yapmıştık..
Hoca, hocadır.. Bir önceki din etiketli yazımda da değindiğim gibi, olmayanı olur gösterme mevzuu yine..
Ramazan'ın bu sene ağustosa denk geldiğinden, çok sıcak olacağından, orucun zorlaşacağından dem vuruyordum ki, atladı oradan hazret: "Merak etme patron, Allah verir kolayını serinler hava.."
Ayy bir mutlu oldum, bir mutlu oldum ki.. Demek ki kuş gibi hafif geçecek ramazan yine derken..
Ramazan'ın girmesiyle tesadüf ki hava sıcaklığı artmaya başladı Bursa'da.. Herkesin dili dışarıda :)
Yahu Allah neden yazı kışa çevirsin ki biz rahat oruç tutalım diye?
Vermiş emri bir kere, farz etmiş.. Demiş ki; "Ramazan ayında benim için oruç tutacaksın!" Bitti..
Uzatmanın, süslemenin, kolaylamanın, kolaya kaçmanın, sempatik göstermenin manası ne?!
İnanıyorsan, ibadet etmek istiyorsan, kolay-zor, soğuk-sıcak demeden tutacaksın orucunu..
Tutmayan da tutmayacak.. İnanıyorsa Allah'a hesap verecek. Bence, inanmıyorsa da verecek..
Ama o verecek yahu, sana ne be adam!
Belki gereksiz uzatıyorum bu konuyu ama, bu tür allama pullamalara sinir oluyorum!
Madem bu kadar kolaylaştırmak istiyorsun, oldu olacak otur bi simülasyon geliştir, gözlük takalım hacca gitmiş olalım. Yada ne bileyim namaz makinası yap, otomatik kıldırsın bize..
Yahu zorluk olmadan, zorluk çekmeden zaferin ne anlamı var?
Hiç bir büyük zafer yoktur ki, dikensiz yollardan gidilsin.. Neyse..

Su insan vücudunun en olmazsa olmazı.. Bilinenden çok çok daha gerekli..
Bünye susuz kaldığı zaman, akıl da gidiyor.. Hele bir de sigara tiryakisiysen..
Yapacaklarını unutuyorsun, trafikte potansiyel canavarsın vs..
O gassal imam arkadaşımızı dün dili dışarıda, hayattan bezmiş görünce bu karikatür geldi aklıma :)

Plajda Final !

Ben demiştim :)

Al(M)anya kazanacak demiştim.


Alman Christine Aulenbrock-Victoria Bieneck ekibi şampiyon oldu,
Türkiye de yeni Rıdvan'ını bulmuş oldu :)

3G


Turkcell bu kez becermiş şu reklam işini..
Benim dilime bile pelesenk oldu.. Şarkı güzel, oyuncular güzel, reklam güzel..
Evrim Solak (Küçük Kız Kardeş) ve Zeynep Evrim Aydın (Abla) çok tatlı oynamışlar..
Birbirlerine çok uyumlular ve gerçek abla-kardeş gibiler sanki.. Gülücükler bile kardeş..
-Sana aldığım kolyeyi mi takıyorsun?
-Böyle her zaman yanımda oluyorsun..
Blog Widget by LinkWithin