
22 Ağustos 2009 Cumartesi
Portre #4: Plato

Hadis Meselesi !

Cahiliye devri, islam öncesi Arap Yarımadası'nın durumudur..
Lakin, değişen bir şey olmamış, kanaatimce o mübarek sözler günümüze dürüstçe gelememiştir.
Hadis vardır, sahih hadis vardır.. Sahih hadis nedir? Gerçek hadistir.. Ama neye göre, kime göre?
Misal;
"Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışınız."
Bugün her hocanın (hele cenaze namazlarında) ağzından düşürmediği ve hadis dediği bir cümledir.
Evet güzel bir cümledir. Ama hadislik ile ilgisi yoktur. Ne hadistir, ne sahih hadistir.
Bu sözü peygamber efendimiz söylememiştir. Bu cümlenin orjinali şudur;
"Bu insanlar hiç ölmeyeceklermiş gibi çalışıp, ölmek üzerelermiş gibi tıkınıyorlardı."
Kim söylemiştir? Plato!
Kimler için söylemiştir? Agrigentum'lular için!
Plato kimdir? Milattan önce 427 yılında (yani 2436 yıl önce) doğmuş, Yunan filozoftur..
Agrigentum neredir? Sicilya adasının güney kıyısında bir antik kenttir..
Hz. Muhammed (SAV)'in her sözü mutlak güzeldir. Ama her güzel söz de O'nun değildir..
Bu çoğu hoca kısmının, peygamberi, dini, kitabı sevdirmek için bunca kasması nedendir?
Bu neyin çabasıdır?! İslam ehlinin aklı fikri yok mudur? Sen sevdirmezsen, sevemeyecekler midir?
Olmayanı, oldu göstermek ile kimi, neyi yücelttiklerini sanmaktalar?
Bu sözü Plato söylemişse gidip ona mı tapacağım ben? Doğrusunu öğren, öğret ki hoca olasın!
Halbuki, bunu sözde çok okuyup takip ettikleri Fethullah Gülen hocaefendileri bile açıklamıştır!
Hoş onu da okudukları yok ya!
Bu hadis meselesine bir örnekte şudur ki;
"Ben Arap'ım ama Arap benden değildir" / "Arapları seviniz çünkü ben de Arap'ım"
Bu cümlelerin ikisine de bazı çevrelerce hadis denilir. Tabii birini kabul eden diğerini kabul etmez..
Bence ikisi de hadis değildir, uydurmadır.
"Arap değilse neden oraya indi, neden Türkler'e inmedi?" türü Arap sevdalısı soruları da,
Adli Tıp #4

Ailecek bir tatil.. Böyle biter mi!
Hayatta kalan gözüyle bakıldığında; Annesi, hanımı ve oğlu ile mutlu, güzel, güneşli günlerdi..
Öğretmen, hanımı ve oğlunu alarak tatile çıkmak istemiş, çocuğa bakması için annesini de almıştı..
Dönüş yolunda, hem de evlerine 20 km kala, trafik kazası Susurluk misali.. Arabayı süren, O..
Annesi, eşi ve çocuğu kurtulamıyor, kendisi kurtuluyor.. Bu acı tahayyül edilebilinir mi?
Rastgele yoldan geçen evli bir erkeğe sorsan, -Hayatındaki ilk 3 varlık kimlerdir?-
Cevap %95 "anam, eşim, çocuğum" olmaz mı? Allah sabır versin! Çok etkilendiğim törenlerden biri oldu..
Cenazeye katıldı 30 yaşındaki öğretmen.. Aldığı sakinleştiricilerin hesabı yoktu..
Oğlunun tabudundan ayrılamadı. Kayıplardaydı.. Ona baktıkça, ben ağladım!
Kulaklarımda kalan: "Ben neden ölmedim baba!"
Plajda Smaç !
Dün benim de izlediğim maçta, yarı finalde Rus takımını güzel bir oyunla eledi Alman ekip. Beğendim.. Bieneck ve Aulenbrock, bugün finalde bir diğer Rus ekibi Chaika–Karapischenko ile karşılaşacaklar.
Kazanan, Al(m)anya olacak gibi..
Brezilyalılar ise, göründüğü üzere pılısını pırtısını toplayıp erkenden döndüler..
Hazırlanmaları gereken bir karnavalları var nitekim.. O da güzel..
21 Ağustos 2009 Cuma
Ramazan
Ramazan geldi, hoş geldi..Mahya ışıkları çıktı yine piyasaya.. Seviyorum bu tarzı.. Camiler daha sempatik oluyor..
O kadar sempatikleşiyor ki, millet namaza koşuyor.. Başka açıklaması yok bunun..
Ramazan geldi.. Herkeste bi huşu, herkeste bir Allah aşkı, herkeste bir ibadet sevdası..
Otuz gündüz ağzını kapat, arın-kurtul günahlarından.. Hele bir de akşamına teravih kıldın mı..
Ne? Bir de bütün bunların üstüne yasin mi okudun? E sen oldun artık o vakit! Erdin gitti!
Artık gönül dostların Celaleddin Rumi, Tebriz'li Şemsi.. Kurtardın paçayı şeytandan artık..
Uçmaya hazır ol rüyalarında.. Bu uçuşların birinde de kesin peygamberimizi de görürsün..
Ben gördüm, ordan biliyorum.. Yanında da kavrukça bir adam.. Bilal Habeşi yahu, tanımadın mı?
Ulan!
Nasıl kızıyorum size anlatamam!
Maşallah ki televizyonlarımız da buluyor hak yolunu bu ay.. Her kanal bir babayı taşıyor ekrana.
Bu kervana en son Kurtlar Vadisi'nin Ömer Baba'sı eklendi, inanamadım. Bu da ayrı bir konu..
Neyse, bu babalar da pek nur yüzlü oluyor genellikle.. Al içine sok, o derece ak-pak..
Her sene aynı sorulara cevaplar veriyor bu babalar..
"Hocam, flüt çalmak orucu bozar mı?"
- Bozmaz evladım!
"Hocam, sakız çiğnemek orucu bozar mı?"
- Zıkkım çiğne evladım!
"Hocam biz köyde eşşek sürerük, eşşeğin semerinin kaşi celii öyle oraya da ıslanii öyle orasi.. Yıkanmak gerekiyür mi?"
-Tabii ülmühüm. Ha eşşeğin semerinin kaşi, ha s...... başi.. Tabi ki yıkanacaksın yaw"
"Hocam, kocam işsiz, ben çalışsam caiz midir?"
- Caizdir evladım! Ama kocan da iş bulsun!
"Hocam, kocam işsiz diye babam boşanmamı istiyor, ne yapmalıyım? Siz ne derseniz onu yapacağım!"
Bu sorunun devamında da kocasının nasıl iyi biri olduğundan, ama şanssız olduğundan bahsetti..
Bunun cevabı benden gelsin o zaman: Allah belanızı versin kadın! Babanın da, senin de!
Yahu böyle soru olur mu? Hoca "boşan" dese boşanacak! Ne günlere geldi bu memleket!
Evlenmişsin, çoluk çocuğun var! Çocuğun yoksa kedin, köpeğin, itin, tımarın var!
Paylaştığın bir hayatın var! Gençliğini verdiğin bir kocan var! Paylaştığın yastık var!
Hiç mi önemi yok bunların be kadın?! Ne demektir -hoca ne derse- onu yapmak?!
İşsiz diye "boşan" diyen babanın nasıl bir kalbi vardır? Bu evladını korumak mı oluyor?
Türk aile yapısından kim bahsedebilir ki artık? Bu iş ramazan hocalarına kalmış!
Vah benim aile kültürüme! Vah benim cahil yurdumun, cahil insanına! Vah!
18 Ağustos 2009 Salı
Monk
Monk; Karısı Trudy’nin 1997 yılında öldürülmesinin ardından saplantı-zorlantı (obsesfif-kompulsif) bozukluğu ve çeşitli fobilerle baş etmek zorunda kalan, ürkek ve komik bir kişiliğe sahip malulen emekli polis dedektifi Adrian Monk (Tony Shalhoub)’un başrolü aldığı ve her bölümde farklı farklı olayları müthiş zekası ve herkesten kaçan ama ondan kaçamayan ipuçlarını dikkatle birleştirerek çözdüğü, Emmy ödüllü efsane dizimdir.. Adrian Monk rolündeki Tony Shalhoub, dizi yayınlanmaya başladığından beri Emmy ve Golden Globe ödüllerine ambargo koymuştur. 2003 yılında ‘En İyi Erkek Oyuncu’ dalında Altın Küre, 2003, 2005 ve 2006 yıllarında yine ‘En İyi Erkek Oyuncu’ dalında Emmy ödülü almıştır. Ayrıca dizi 2003 ve 2004 yıllarında ‘En İyi Jenerik Müziği’ dalında Emmy ödülü de aldı..
Dedektifimiz Monk, alışılagelmiş dedektiflerin hiçbirine benzememektedir.. Çok çok ilginç bir karakterdir.. Özünde müthiş naif bir insandır.. Yalnız ürkektir.. Bu ürkekliği bazen bencilliğe varmaktadır.. Özel hemşiresi vardır.. Bu hemşirenin asli görevi, Monk'a mendil vermektir..
Adrian Monk temizlik, titizlik, düzen hastasıdır.. Bu hastalık çok yüksek boyuttadır.. Öyle ki, kenarları köşeli olmazsa, kurabiye bile yememektedir. Tabağına 10 tam sayı ile kare şeklinde ve düzenli yerleştirilmiş kurabiyeler konmalıdır. Yoksa açlıktan ölse yemez! Yine susuzluktan ölse bile "Spring" marka haricinde su içmez. Monk'un belli başlı fobileri vardır. Yaklaşık 150 fobisini sıralamaya göre dizer..
Bu fobiler sırasıyla; Süt, Dikiş iğnesi, Mantar, Gelin, Ayak, Burun, Maymun, Güzel kadınlar, Ateş vs.. olarak devam eder..
Monk, muhakkak izlenilmesini tavsiye edeceğim müthiş bir dizidir.. TNT ve Digiturk ekranlarında denk gelebilirsiniz. İnternetten indirip izleyebilirsiniz.. Veyahut hiç indirmeden buradan da izleyebilirsiniz.
17 Ağustos 2009 Pazartesi
Şımarık !
Kendini kral zannediyor! Haşmetmeapları biraz önce bir sinir fırtınası daha yaşattı huzurlu hanemize!Yahu bir insan bu kadar şımarık olamaz! Hele bir hayvan hiç olamaz!
Son bir saattir başımızın etini yedi resmen.. Dışarı çıkmak istiyormuş devletlü!
Dışarı dediğimde daire kapısının önü! Çıkıpta ne yapacak? Kapının tokmağını koklayacak!
Kapının tokmağını koklamak için çıkardığı yaygara akıl almaz!
Yahu sen ev kedisisin! Hadımsın.. Ne işin var dışarıda? Nedir istediğin?Sana dünyanın aşısını yaptırdık, dünyanın oyuncağını aldık, ne maman eksik kaldı, ne catnipin!
El bebek gül bebek baktık, başında nöbet tuttuk, uyumadık uyuttuk, yemedik yedirdik, içmedik içirdik! Yetmedi, azdın.. Gittik sana Acem gelin aldık. Onu da iyi edemedin, elimizde patlattın!
Bir torun veremedin kucağımıza, yine de yüzüne vurmadık! Evlat dedik bağrımıza bastık!
Mırladın, zırladın annen yine kıyamadı kalktı yatağından seni kapıya çıkardı kucağında..İçeri girdin sustun, o yatınca yine başladın. Doymak nedir bilmedin! Şımarıksın!
Yahu kedi dediğin "mivv" der, bilemedin "miyav" der! "Vıaaaaa" nedir lan? Bu nasıl iğrenç bir sestir!
Senden başka hiç gördün mü "vıaaaa" diye miyavlayan kedi?! Gıcık herif!
Bu orjinal "vıaaaaa" miyavlamanı bize bir saat dinlettin, en sonunda hanımdan azar işittirdin bana..
Seninle ilgilenmiyormuşmuşum diye! Bak sen!
Neyinle ilgileneyim senin ulan! Şımarıklığından, sevgi arsızlığından fırsat mı bırakıyorsun ilgilenmek için! Şu zevcen DuDu'dan utan! Bak bir kere sesi çıkıyor mu? Bir de senden 2 ay küçük olacak..
Hiç mızmızlanıyor mu? Hiç kapris yapıyor mu?! Bahtsız kızımın ağzı var, dili yok!
Zaten kedi normallerinin 3 katısın! Tek doğmuşsun, tamam annenin tek yavrusuydun belki..
Ama bu kadar da şımarıklık olmaz ki! Kesin anne karnında diğer kardeşlerini de sen yedin!
Anneni emerdin, kadıncağız 10 dakika yerinden kalkamazdı takatsizlikten!
Senin bir ayda yediğin mama, cemil cümle mahalle kedilerini aylarca külliyen doyurur!
Bir şey dedik mi?! Yeme dedik mi?! Esirgedik mi hiç?! Kaçırdık mı önünden?!
Yediğin önünde, yemediğin arkanda! Bir elin yağda bir elin balda!
Sevgi desen taa yürekten! İlgi desen baştan,tırnaktan! Hatun desen Acem elinden!
Hiç bakma öyle melül melül!
Tamam ilk göz ağrımızsın ama bu denli şımarıklığının sebebi ne ola ki?!
Başını sevdirmeden mama yemezsin..
Elden ve akan sudan olmazsa su içmezsin..
Azıcık süt içsen binbir nazla inadına kusarsın..
DuDu girmesin diye tuvaletini kokutursun..
DuDu'cuk kuaförden gelir, dayak atarsın..
Kapının tokmağını koklamak için zevcemle beni tartıştırırsın..
Nedir evlat senin benimle alıp veremediğin?!
Şeytan mı girdi oğlum senin içine?
Bi okutup üfletelim mi sana? Muskanı da tasmana mı takalım?!
Ne zannediyorsun oğlum kendini? Kral mı? Peh! Lan kırmızı tasma takıyorsun!
Ulan her tarafın kral olsa ne yazar be.. Adın, Şeker işte! Şeker kral.. Nhahahaha!
Bu evin reisi benim evlat! Bu evde bir kral varsa, o da benim! Hiç heveslenme!
Bakma öyle dedim!
Bakma len!
Hangimiz İnsan ?

2009 Berlin Dünya Atletizm Şampiyonası, 100 metrede yeni dünya rekorunun resmidir!
100 metreyi 9.58 saniyede koştu bu yukarıdaki Usain Bolt yaratığı.
Yahu ben yerimden kalkıp mutfağa gitmeyi düşünmeyi bile 9.58 saniyede yapamıyorum!
İnsan değilsin Bolt! İnsan olan benim! Sen değilsin! Ama bir şey biliyorsam o da şudur ki;
Atletizm bir din ise, Usain Bolt peygamberidir!
(~_^)
16 Ağustos 2009 Pazar
Portre #3: Zeki Müren

Güneşi olmayan bir sabahta, yeşil şarap aktı bileklerimden..
Bir çöpçünün nasırlı eli saçlarımda, piccadilly kızları öbek öbek pınarlarımda..
Sarhoşlar avuçlarımda yürüdü, ömür çizgim bir postalın kabarasında..
Güneşi olmayan bir sabahta, beni Bursa sokaklarında vurdular..
Küf kokan kızlar taşıdı kollarımdan, terli köy çocukları..
İşkembe işkembe eller, sarımsı sarımsı dişler, tüm sarı ne varsa, tüm solgun her şey..
Eflatun gözler, siyah dudaklar piccadilly kızlarında..
Beni Bursa sokaklarında vurdular.. Bir akşam gazetesinde sayfa sayfa ismim..
Karakol taşları hep soğuk mudur? Ağustosta da nem nem midir merdivenler?
O günden beri güneşsiz sabahlardan korkarım..
O günden beri.. O sokağın her taşında, ben varım..
Adli Tıp #3
1995-2002 yılları arasında, tam 7 yıl bebek özlemiyle kavrulan bir çift..
2002'de nihayet doğan Sıla bebek, 2009'da, 7 yaşında melek oldu.. Lösemi..
7 sene uğraştan sonra bul hazineyi, sevin.. 7 sene sonra da toprağa ver, üzül..
Bu kalp artık taş oldu. Bu gözler belki bin cenaze gördü.. Bu kulaklar belki binlerce feryat duydu..
Kulaklarımda kalan: "Allah verdi, Allah aldı!"
14 Ağustos 2009 Cuma
13 Ağustos 2009 Perşembe
Ikea

Halıdan yana yüzümüz gülmedi bir türlü..
Evimizi düzerken bütün ürünleri bir günde almıştık, beyaz eşyadan, mobilyalara kadar..
Ama halılar için tam bir ay dolaşmıştık.. Yetmezmiş gibi üç kez değiştirmek zorunda kaldık..
Yıkamaya gönderdik, makina halısı muamelesi yaptılar, bozdular, yenisini getirdiler vs.. Tam üç kez!
Şubat 2009'da da antre için Ikea'dan alışveriş yaptık. Geniş bir halı aldık, ikiye kestirip antre halısı yaptık. Tüylü bir yün halıydı ama aradan altı ay geçmesine rağmen tüy dökmeye devam etti.
Dün Ikea Bursa'yı aradı eşim. İlgilenmişler. Hemen getirin değiştirelim demişler.
Eşim "ama faturamız-fişimiz yok, attık" demiş, "olsun değiştiririz" demişler..
Zevcem "fakat biz o halıyı kestik" demesine rağmen, yine de değiştirmeyi kabul etmişler..
Gittik, değiştirdik. Buraya dikkat: Resmen iki parça halinde verdik halıyı. Müşteri memnuniyeti dediler.
60 senedir Bursadayım, ben böyle şey görmedim arkadaş!
İnsana saygı, müşteriye saygı bu! Rahmetli Robert Bosch'un izinden gidiyorlar belli ki :)
Kızıyordum İsveç'e, siyasi ilişkilerine falan ama insan hakları deyince adamlar aşmış arkadaş..
"Doğruya doğru", "Sezar'ın hakkı Sezar'a", "Yiğidi öldür hakkını yeme" gibi bilimum helallik veresim var..
Onların bu yaptığını bir Koçtaş yapar mıydı mesela? Mümkün değil!
Seviyorum bu İsveçi. Hümanizmi de güzel, sosyal hayatı da güzel, kızları da güzel, memleketi de güzel..
Soğuk ama olsun, söz İsveç, İkea'nın hatırına, tatile geleceğiz sana! Halı bahane, hümanizm şahane!
Teşekkürler Ikea.. Teşekkürler Bursa mağaza müdürü Kaan Sallı.. Saygı için.. Helal olsun..
* Logosu da sarı-mavi ama bu seferlik benden kıyak olsun..
Bursa'da Zaman

İsterdim bu eski yerde seninle, Başbaşa uyumak son uykumuzu,
Bu hayal içinde... ve ufkumuzu,
Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk.. Havayı dolduran uhrevi ahenk.
Bir ilah uykusu olur elbette, Ölüm bu tılsımlı ebediyette..
Belki de rüyası büyük cetlerin, Beyaz bahçesinde su seslerinin.
İnsanlar vs Cinler

Gökyüzünde duman duman bulutsun.. Söyle seni kalbim nasıl unutsun?
Savaşın galibi cinler oldu.. Senelerdir hegemonyamızda olan bütün mekanları kaptılar!
Bu ne arkadaş! Resmen kapının önüne koyulduk!
Meğer cinler alemi de sigaraya karşıymış! Mekanlarda sadece in-cin cirit atmakta..
Dumansız hava sahasını görmüşler, dolmuşlar kahvelere, meyhanelere, barlara, cafelere..
Ama bu sefer insan kalmamış buralarda.. Kovalamışlar insan alemini kapı önüne!
* 60 senedir Bursadayım, böyle şey görmedim!
Garip mahalle esnafıyla, kodaman bar sahiplerinin kol-kola eylem yaptığını gördü bu gözler.
Esnaf kan ağlıyor. Kodaman kan ağlıyor. Birinin kahvehanesi,kıraathanesi sinek avlıyor, diğerinin barı, restaurantı.. Söylemleri de mantıklı. Diyorlar ki;
"Sigara içilen yer de olsun, içilmeyen yer de olsun. Vatandaş tercih etsin, nereye istiyorsa oraya gitsin"
Arkanızdayım abiler!
Tamam.. Sinemada, otobüste, hastanede, okulda, vb içilmesin amenna ve saddakna..
Ama sen meyhanedeki adamın sigarasına ne karışırsın arkadaş!
Yahu kim gider meyhaneye oturur birasını, rakısı bir dikişte içip kalkar gider? Bu nasıl bir mantıktır? Meyhane kültürü muhabbet ister. Dinginlik, yavaşlık ister.. İkidebir masa terkedilip konu bölünmez, muhabbete limon sıkılmaz! Racona ters! Sigara tiryakisi adam o masada nasıl bu kültürü uygular?
Hiç mi akıl mantık yürütülmedi bu karar alınırken? Sigara içenlere saygıymış.. Yahu ben alkol alıpta, sigara içmeyenini ömrümde görmedim ki. Tiryaki değilse bile kişi alkol alırken çıkarır yakar bir sigara. Doğal mezedir bu meret! Hadi vardır diyelim ağız tadı olmayan insanlar, açılsın onlar için ayrı mekan! Ayrı cafeler, ayrı kıraathaneler.. Hodri meydan! Ama yokkk! Amaç farklı. Neymiş amaç? Bakınız aşağıda:
Dünyanın en komploteorisyencisi milletinin bir ferdi olarak hemen şimşek çakayım:
"Amaç meyhane kültürünü yok etmek! Sigara yasağı bahane!
Kardeşim açık açık deyin ki "Bu ülkede alkol yasak. Satanın, içirenin kökünü kurutacağız yavaş yavaş!"
Ne bu katakulli?! Bu iş, imam-hatip liselileri safdışı bırakmak için meslek liselileride gözden çıkarmak gibi olacak. Meyhaneleri yok etmek için, kıraathanecileri-kahvecileri gözden çıkardılar!"
(Modaya uydum, alkolik değilim, bilerek saçmaladım, zira sigara sıktı)
* 60 senedir Bursada değilim, yaşımda 60 değil.. Eski bir espri, takılmayın :)
11 Ağustos 2009 Salı
10 Ağustos 2009 Pazartesi
Adli Tıp #2
Bugün 3 boğulma vakası vardı..Biri Kumla'da, biri Eşgel'de, biri Kumsaz'da..
Biri 9, biri 17, bir diğeri de 24 yaşlarında üç bahar..
Üçü de birbirlerini daha önce hiç görmemişlerdi büyük ihtimalle..
Ama ortak noktaları o kadar çok oldu ki..
Üçü de aynı gün boğuldular..
Üçü de deniz yatağı ile (belki de farketmeden) açılıp boğuldular..
Üçü de aynı adli tıp doktorunun elinden geçtiler aynı gün..
Üçü de aynı gün defnediler kara toprağa..
Üçü de arkalarında üç çift acılı ebeveyn bırakarak..
Kulaklarımda kalan: "Gitme demiştim oğlum, yüzme bilmiyorsun demiştim!"
9 Ağustos 2009 Pazar
Süper Lig, Artık Başlasın !
Başlasın artık! Her sezon kızdığım federasyon-hakem-yayıncı kuruluş troykasına rağmen!
Fenerasyon'a, bitmez tükenmez hakem hatalarına, iğrenç yayınlara/yorumculara rağmen,
Çok özledim Galatasarayımı yahu! Beklemek ölüm!

Bazen ...
Nefes almak, değildir yaşamak...
Onunla gülüp, onunla ağlamaktır...
Sarı -Kırmızı olmaktır.. Her an onu solurcasına...
Bazen ...
Özgürlük, çimlerde koşmak değildir...
Sevdası uğruna prangaya vurulmaktır...
Hep ona tutuklu kalmışcasına...
Bazen ...
Başarı, Para, kupa kazanmak değildir...
İnsanların yüreğine dağlanmaktır ...
Damarında, kanında yaşarcasına ...
Bazen ...
İmparatorluk, ülkeleri ele geçirmek değildir...
Bir meşin yuvarlakla, yürekleri fethetmektir...
Sınır tanımadan, hüküm kurmaktır milyonlarcasına...
Bazen...
Aslan, bir hayvan değildir...
Bir simge, bir Semboldür... Tarifsiz güçtür ...
Ruhundaki asalete yazılmışcasına...
Bazen ...
Cehennem, öbür dünya değildir...
Taraftarla coşmuş SAMİ YEN'dir ...
Alev alev yanarcasına...
Bazen ...
İmkansız, olmaz değildir...
7 kişi, 7-0 yenmek, ağları delmek, şampiyonluktur milenyumda ...
Hayalleri gerçek yapmaktır...Sahaya her çıktığında...
Bazen ...
Kral olmak, taç giymek değildir...
Soyunu sevgiden, unvanı halktan almaktır...
Her doğan bebenin METİN olmasıdır...
Kuşaktan kuşağa akarcasına...
Bazen ...
Vefa, semt adı değildir..
14 yıl kan kusup, ölümüne arkasında durmaktır...
Her şartta.. Yıkılmaz bir duvarcasına...
Bazen ...
Tarih, tozlu bir sayfa değildir...
Gerçektir, yaşamdır... 1905'te doğup, ciltlere sığmamaktır...
Destanların değişmez yazarı olurcasına...
Bazen ...
Güç bir sıfat değildir...
Evsiz barksız, beş parasız, en zorda tüm dünyayı ayağa kaldırmaktır...
Üstünde sade bir parçalı formayla, kolaycasına...
Bazen ...
Cesaret, korkuyu yenmek değildir...
Onbinlerce rakibin arasından geçip, kalesine bayrağı dikmektir...
Tek başına... Kimse yokmuşcasına...
Bazen ...
Sevgi, anne baba eş dost değildir...
Onlardan ötedir... Tutkudur renklere armaya ...
Ayrılmaz bir parçanmışcasına...
Bazen ...
Hayat, her şey değildir...
GALATASARAY’lı olup GALATASARAY’lı gibi yaşamaktır..
Doğumdan ölüme... Kalbin her çarptığında...
Cimbombom diye.. Atarcasına...
Ah Dudu, Vah Dudu !
Masum yüze aldanmamak lazım..
Sabah şangırtıyla uyandık.. Yine gitti vazo..
Dün aldık, bugün yok oldu.. Bu kaçıncı vazo hemde..
Ama kızamıyoruzda vazoyu devirip "kazaydı" bakışına,
kaza olmadığını bildiğimiz halde.. İşte şeytan bunun burasında!
Mevlana, bizim DuDu için söylemiş sanki:
"Bazen melekler kıskanır masumiyetimizi,
ve bazen kötülüğümüzü görür de kaçacak yer arar şeytan"
8 Ağustos 2009 Cumartesi
Adli Tıp
Kan davası.. Yıl 2009..33 yaşında, bir baba..
Yarı açık cezaevinde, otoparkta çalışırken vuruluyor..
Çapraz ateşte 20 mermi firar ediyor 2 tabancadan..
4 tanesi denk geliyor göğsüne.. Ve ölüyor hayatın ortasında bir adam..
Hemde mahkumken.. Cezaevi önünde..
Kulaklarımda kalan: "Kocam mahkumdu. Onu niye koruyamadınız?"
6 Ağustos 2009 Perşembe
Bir Yastıkta !
KİM BUNLAR ?

Kim ki bunlar?
Dudu'muz, Şeker'imiz.. Bunlar bizim evlatlarımız.. Bu böyle biline..
Bizim stajımız.. Önce bunlara bakmayı öğrenip, sonra insan evladımıza bakacaklarımız..
Bebeğimiz doğduğunda kollarına sepet takıp sokağa atmayacaklarımız bunlar..
Ellerimizle büyüttüğümüz, doyurduğumuz.. İzlediklerimiz, sevdiklerimiz..
Elimize doğanlar bunlar.. Bir işi beceremediklerinden kısırlaştırdıklarımız bunlar..
KİMDİR O ?
.jpg)
Kim midir o?
En sevdiğim karımdır..
Bir tanecik hayat arkadaşımdır..
Hayatımın anlamı, Adem'in Havva'sı.. Uğur'un, Aysun'u..
Papatyam.. Benim için yaratılmıştır.. Herşeyimdir..
Nazlı gelinimdir.. Kavgalarımın eşsiz ortağı..
Sözde değil, özde sevgilim.. Her türlü duyguyu yaşatarak bi nevi hayatı öğretenim.. Öğretmenim.. Bünyemin ilacı..
Ankara-Polatlı sarısı.. Saç rengine, göz rengine nazar boncuğu takılası..
Duruma göre kara boncuk, duruma göre tüy yumağı diye seven sevgili..
Ah sevgili, vah sevgili.. Ne dost, ne de düşman başına sevgili..
Bir tek benim başıma sevgili.. Güzel zevcem.. Saf aşkım..
Bağlanılmaması gereken bir Ankara kızı. Ben bağlandım o ayrı..
Ve benim bağlandığım yetmezmiş gibi, Bir de kendi kuzenimi, bunun Ankara'lı kuzenine bağladım iyi mi..
Pembe küçük dudağın, söyledi şarkımızı
İndi bahar Ankara'nın sisli yamaçlarına
İçli sesin ah ne kadar açtı gönülde sızı
Her gören ağladı kalbimi bağladı dalgalı saçlarına
Söyledim aşkımı ben Ankara rüzgarına
Olmadı kaldı benim her hevesim yarına
Her gören agladi kalbimi bağladı dalgalı saçlarına
Önce biraz gülecek kalbe ümit katacak
Söz verecek gelmeyecek hep seni kandıracak
Sev diyecek sevmeyecek belki de ağlatacak
Boş yere ağlama kalbini bağlama Ankara kızlarına
KİMSİN SEN ?
Kimim ben?
Dalından kopan bir yaprağın akıbetini belirlemekle meşgul bir asi rüzgarın görevini suistimal ederek ebeveynlerime bulaşmasıyla, taslak abladan sonra daha iyisi olsun düşüncesiyle, on yıl aradan sonra, bir rüzgarla gelen asıl bebek.. Ben..
Annesi "ben onu on senede buldum, karışır marışır neme lazım" diye hastaneden firar ederek, ebe-hemşire yengesi vasıtasıyla evde doğurulmuş bünye.. Ben..
Doğduğunda takvimlerin 1 nisanı gösterdiği, buna mukabil "bir nisaannn benim oldu be bebeekkk" diyen bir küçük hain amcanın elinden zorla geri alınan sabi.. Ben..
Hatta bir rivayete göre, doğduğu geceyarısında, gökyüzü birden aydınlanan, ortalığı gündüz gibi parlatan mesih.. Ben.. (tamam, bunu ben-hur filminden çaldım)
Büyürken evdeki şer güç abla tarafından türlü işkencelere maruz kalan, kolundan tutulup o duvardan bu duvara savrulan garip minik.. Ben..
Bursa'lı, Artvin'li.. Burtvin'li.. Bursa sevdalısı bir 16.. Ben..
Mütevellit böyle, gerisini var sen düşün dünya!

"Kimseye Söyleme / Harlan Coben"

.jpg)

"Uzun Hikaye / Mustafa Kutlu"




.jpg)


