26 Mart 2012 Pazartesi

Erken Boşalma


Erken boşalma sorunu var gözlerimde bu ara...

Galatasaray kazansa, takım ruhu var diye ağlıyorum...
Kazanamazsak, son dakika kaçırdıklarımıza hayıflanıp ağlıyorum.

Cinai roman okuyorum, önce maktule ağlıyorum...
Katille empati kuruyorum, onu anlıyorum, yakalanıp hüküm giyince ağlıyorum.

Camdan bakıyorum bahar gelmiş, hayat güzel diye ağlıyorum...
Hakkıyla yaşayamadık şu hayatı diyor ağlıyorum.

İçsem ağlıyorum, içmesem ağlıyorum.
Yazdıklarımı okuyunca hoşuma gitti, bak yine gözyaşım geldi.

Yurdum insanı farklı mı sanki? (Sosyal mesaj vermeden olmaz)
Erkekler ay başı gelmedi diye ağlıyor, kadınlar ay başı gelince ağlıyor.



25 Mart 2012 Pazar

Ne Okuyorum? #26


"Psikopat / Tami Hoag"

Edit: 
Kovaç-Liska serisinin üçüncü kitabı. Son dönemde iki Tami Hoag kitabı okudum, ikisi de vasatın kesinlikle üstünde. Evet biraz klişeleri var ama Harry Bosch türü dedektif sevenler bu Bosch yokluğunda biraz hasret giderebilirler. Bilhassa Psikopat iyi kurgulanmış güzel bir polisiye olmuş. İki kitaptanda edindiğim izlenim Minnesota Polis Teşkilatı evlere şenlik, ne kadar kırık varsa orada. Paranoya'ya göre boşa yazılmış sayfa sayısı da az :) 8/10

10 Mart 2012 Cumartesi

Ne Okuyorum? #25


"Geri Dönüş / Harlan Coben" 

Edit: 
Myron Bolitar serisinin dördüncü kitabı. Müthiş sıcak, akışkan bir Harlan Coben klasiği ve oha dedirten son. Spoiler vermemek adına yorumu uzatmıyorum. Kitabı öneriyorum. 8/10

3 Mart 2012 Cumartesi

Ne Okuyorum? #24


"Paranoya / Tami Hoag"

Edit: 
Yazarla tanıştığım kitap, Kovaç-Liska serisinin ikinci kitabı. Minnesota polis departmanı içindeki gay polisler, gelişmeler, anılar ve olaylar, yani polisiye polislerin içinde geçiyor. Birincisini okumamak tanımlarda sıkıntı yaratmadı. Kurgusu iyiydi. 500 sayfalık kitabın ortasından 100 sayfa yırtılsa iyi olurdu. Hızlı başladı, ortalarına doğru akışkanlığı azalsa da, sonu yine tutku bisküvi içindeki krema kıvamında akıcıydı. Klişeler vardı ama rahatsız etmedi. Prag mezarlığı tecrübemden sonra buram buram polisiye iyi geldi. 7.5/10

20 Şubat 2012 Pazartesi

Ne Okuyorum? #23


"Prag Mezarlığı / Umberto Eco" 

Edit: 
Bundan daha uygun bir görsel bulamazdım herhalde. Zira hiç ilgimi çekemedi kitap. Hatta başlık da "Ne Okuyamıyorum" olabilirdi. O derece ısınamadım. Yarıda bıraktığım ender kitaplardan. Okuma grubumuzda da %50 başarılı, %50 başarısız bulundu. Umberto Eco değerli bir abimizdir, saygısızlık olmasın diye "Sorun sende değil, bende" diyerek kütüphanemin ücra yerlerine yolluyorum. Oy bile vermiyorum. Hıhh!

5 Şubat 2012 Pazar

Ne Okuyorum? #22


"Pus / Karin Fossum"

Edit: 
Hayal kırıklığı yarattı. Sürükleyicilik açısından bir nebze iyi başlasa da, akışı bile zorlamaydı. Sonunda bir çok konu açıkta bırakıldı ve bu hiç tasvip etmediğim bir şey. Bir nevi okuyucuya alternatif son bırakılmış, adını sen koy denmiş. Bir polisiyenin en can alıcı ve zor kısmı sonunu bağlamak olduğu halde, yazar bu yükü okuyucuya taşıtmaya çalışarak altından kalkmaya çalışmış ama becerememiş. Nitekim hazırladığı alternatif sonlarda bile gereğini yapmamış ve çözülmemiş çok fazla soru bırakmış. 10 üzerinden puanladığımda kitaplara minimum 5 verdiğimi hatırlatarak, bu kitaba 6/10 veriyorum ve önermiyorum.

30 Ocak 2012 Pazartesi

Ne Okuyorum? #21


"27. Kemik / Jonathan Nasaw"

Edit: 
Biraz kalıplar içinde sıkışmış (huzurlu ortamda peydah olan seri katil ve yardım istenen emekli fbi ajanı) ama anlatımı keyifli bir kitap. Polisiye kitaplarda gizem arayanlar için hayal kırıklığı yaratabilir zira katil ilk sayfalardan itibaren belli. Zaten polisiyeden ziyade macera kalıbına oturtabiliriz. Akıl yürütmemize pek imkan sağlamıyor, bizi meraklandırmıyor ama buna rağmen biraz da erotik edebiyatındaki başarısıyla sürükleyiciliği elinde tutuyor. Bu gayet başarılı ve zor bir iş. Öyle ki bir ara kitabı Can Yayınları'ndan mı çıkmış diye kontrol ettim :)
Kitap kendini inatla illa polisiye olarak sunacaksa, tekdüzeleşmiş polisiyeme bir çeşni oldu der, saygı duyarım. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı, edebiyatını sevdim ve diğerlerini de okumak isterim. 7/10 verip tavsiye ederim.

17 Ocak 2012 Salı

Ne Okuyorum? #20


"Şah Mat / Mario Mazzanti"

Edit: 
Quantico'nun davranış bilimlerinden esintiler taşıyan İtalyan suç psikiyatrisi önderliğinde biraz kompleks cinayetlerin içinde kalmış bir gazeteci ve polis teşkilatı. Kişi tanıtımlarındaki gereksiz fazlalıklar sayfa arttırmak içinmiş.
Her ne kadar İtalyan isimlere alışamasam da sürükleyicilik adına 8 puan, biraz zorlama olan sonu için de 7 puan veririm.
7.5/10 alarak sınıfı geçer, tavsiyemi hakeder.

28 Haziran 2011 Salı

Ne Okuyorum? #19

"Ruh Koleksiyoncusu / Tess Gerritsen"

5 Mayıs 2011 Perşembe

Ne Okuyorum? #18


"Asla Vazgeçme / Harlan Coben"

24 Nisan 2011 Pazar

Yayın Akışı

Şeker Reyiz ile Uyku Saati..
@ kedi sepeti tv


Dudu Hatun ile Oyun Saati..
@ mutfak dolabı tepesi tv

Ne Okuyorum? #17

"Darboğaz / Michael Connelly"

15 Nisan 2011 Cuma

Ne Okuyorum? #16

"Kapan / Harlan Coben"

10 Nisan 2011 Pazar

Ne Okuyorum? #15

"Kaybolan Işık / Michael Connelly"

İçimizden Üçü

Son dönemde, içimizden dediklerimiz içimize ettiler. Hep birşeyler kanıtlama çabaları..
Uefa kupası gördü diye kendisini doğuştan "futbol profesörü" konumuna sokan Bülent Korkmaz, her ne ispatlamaya çalıştıysa Lincoln'ü yedi.
Gerçekten futbolcuyken profesör olan Hagi, her ne ispatlamaya çalıştıysa Misimoviç'i yedi.
Kendisini sevmeyen Galatasaray'lı yokken üç hafta içinde kendisinden nefret ettiren Bülent Ünder, diğer ikisinden farklı şekilde de olsa Pino'yu yedi. Hem de Mustafa Sarp'ı yere göğe sığdıramadığı açıklamasının içinde, canlı yayında.
Neyi ispat etmeye çalışıyorsunuz? Takıma birşeyler eklemeye çalışmak çok mu zordu?
Lincoln kampa girmiyordu, gitsin.
Misimoviç disiplinsizdi, gitsin.
Pino sahada yürümüş, gitsin.
Amenna, gitsinler. Galatasaray'dan büyük değiller de, siz üçünüz de Ayhan'dan, Mustafa Sarp'tan vazgeçmediniz. Onların gidip, bunların kalmasının sebebi nedir?
Bin kelime daha yazabilirim ama size bir cümlelik özet geçeyim; Allah kahretsin!

29 Mart 2011 Salı

Acem Kızı

13 Şubat 2011 Pazar

Piçim..



30 Aralık 2010 Perşembe

Ne Okuyorum? #14

"Şah & Sultan / İskender Pala"

20 Aralık 2010 Pazartesi

Pisi Pisi Kopatım !


Ne Okuyorum? #13


"Siliniş / Tess Gerritsen"

Edit:
Kitap yine çok sürükleyici, her Gerritsen kitabı gibi. Fakat gereksiz sayfalarla dolu sanki sırf kalın olsun diye yazılmış gibi. Kitabın ilk yarısını 3 sayfa ile özetlenebilirdi. İlk yarısı gereksiz, son yarısı muntazam.

Taraftar !



Sercan Yıldırım ve Volkan Şen'in Galatasaray'a transfer olacağı yönündeki iddialar ayyuka çıktı, bizim çok bilmiş taraftarımız başladı hemen "almayalım, iyi futbolcu değil, kazma, disiplinsiz" gibi sebeplerden dolayı istenmemeye.. Sanırsın elinde Nuri'ler, Gökhan'lar, Hamit'ler var..



"Servet+cüzi bi para ile şunu bunu alabiliriz"mişmişiz.. Bak sen!
Millet bizi bekliyor sanki Servet+cüzi bi para getirselerde en kıymetli oyuncularımızı versek diye..
Olmuyor işte öyle arkadaş! Sen alıcısın, adamlar tok satıcı.
Onlar gelip demiyorlar ki Servet'i verin şunu bunu verelim size diye.
Bursa'nın kasasında para gani, borçları kalmadı.
Zaten şampiyon olmadan önce bizim yıllardır 25 milyon taraftarımızla beceremediğimiz taraftar yardım kampanyasını yaptılar ve 1 milyon Bursa'lı ile becerip tüm devlet borçlarını sildiler.
Üstüne şampiyon olup, yayın gelirleri, puan gelirleri, fairplay ligi, sponsorlar, şampiyonlar ligi vs gelirleri ile borçsuz kasalarını doldurdular. Transfere de büyük para harcamadılar. Bize ne demeyin, bilin. Bilin ki adamlar Manisaspor gibi değil, Sercan'ı satmak istemezlerse satmama lüksleri var.
Oyuncuya istediği ücreti verebilecek paraları var yani. Adamlar tok satıcı, almak isteyen biziz.



Fenerbahçe, Beşiktaş piyasanın anasını ağlatmış, Bursa neden para istiyor diye sövüyorsunuz. İsterler. Biz de vermek zorundayız. Hem nedir bu para derdiniz? Başkanın yalancısıyım; Stad bitti, sponsorlar gani, GSBonus, GSSigorta, GSBilyoner, GSTV gibi muhteşem para kaynaklarımız var. Sercan dediğin adam Baros tarzına uyabilecek tek yerlidir. Batdal'dan da, Pino'dan da iyidir.
Volkan dediğin adam senin sağ kanat oyuncularının(Pino+Serdar+Aydın) tümünün toplamından daha fazla katkı yapar kanatta bize. Sevmeyebilirsin. Ama böyle.
Orada oynayan oyuncun Keita olsa, Ribery olsa almayalım. Serdar, Aydın vs. işte..
Volkan 15-16 yaşındayken Hagi oynasın diye B.Merinos'a gönderdi Bursaspor teknik direktörüyken. Ve Merinostayken bile her akşam idmanı sonrası Vakıfköy tesislerine gelip 1 saat özel çalışıyordu Hagi ile. İzliyordum. Hagi'nin istemesi çok doğal onu. Ki Haldun Üstünel de istemişti Volkan'ı.
Hemen hepimiz yerli oyuncu istiyoruz. Yabancıdan ziyade yerli transferler bekliyoruz. Bedava Mustafa Sarp alınınca da sövüyoruz, para ile Volkan alınınca da sövüyoruz.
Tam tamına 50.000 € için kaçırdık biz Gökhan Gönül'ü. Diretti Adnan Sezgin, vermedi 50.000 daha. Gökhan ağladı gelemedi diye. Sezer Öztürk için 100.000 € vermedik, adam bizim yüzümüzden huzurunu bozdu, kadrodışı kaldı, şimdi olsa da izlesek diyoruz!
Bugün de bir milyon için Volkan'ı Beşiktaş'a, Sercan'ı Fenerbahçe'ye, Emenike'yi Trabzonspor'a kaptırırsak, böğürmeye devam ederiz.



15 milyon € verip Hazard'ı alsak bayram yaparız çoğumuz değil mi? 5 milyon € Volkan'a kıyamayıp yerli oyuncumuz yok diye dövünüyoruz.
15 milyon € Hazard'a vermeyip, yeni bir Hazard olacak yetenekler keşfedebilir belki çünkü yabancı havuzu geniş, ama yerli sıkıntısı net işte! Çıkmıyor! Çıkanı da beğenmiyoruz.
O kadar etmez diyoruz, disiplinsiz diyoruz. Tutturulmuş bir Volkan disiplinsizdir gidiyor. Ne disiplinsizliğini gördünüz? Bunu da anlatın. Kendi takımınızdaki futbolcularımızın yaptıklarını da göz önüne alıp anlatın. Amerika'ya gitmişmiş.. Ee başka? Barlarda purolarla mı yakalanmış, Emniyet müdürünü ziyarete gidip bir arkadaşının tayinini mi istemiş, alışveriş merkezlerinde sigara ile mi yakalanmış, sokağa işerken mi yakalanmış, maçta ana avrat söverken kameraya mı yakalanmış, menajerlik mi yapmış, maçtan önceki gün sabah ezanına kadar ps mı oynamış, kamptan mı kaçmış, sarhoş mu gelmiş, magazin gündeminden mi düşmemiş? Ne yapmış bu çocuk da bu kadar disiplinsiz olmuş?
Disiplinli oyuncularımızı da izliyoruz.. Sonra dönüp disiplinsiz Lincoln'e, disiplinsiz Keita'ya, disiplinsiz Misimoviç'e bakıyorum da; disiplinsiz futbolcuya kurban olurum ben.
Kaliteli oyuncu istiyorum arkadaş. Bütün şaşal suları çalsın ama bizi bugünkü durumlara düşmekten kurtarsın. Volkan ilk 11 oynasın yada oynamasın. Daha iyisi varsa o oynasın. Ama rotasyonumda böyle oyuncular görmek istiyorum ben. Serdar çıkıp Aydın gireceğine, Hazard çıksın Volkan girsin oyuna. Ayhan çıkıp Batdal gireceğine, Nuri çıksın Sercan girsin, Emenike girsin. Şaşal sular feda olsun. Helin Avşar'lar feda olsun. Corvette'ler feda olsun. Bize ne?!

9 Aralık 2010 Perşembe

Reyiz !

Deplasmana gidek mi kanka?

2 Aralık 2010 Perşembe

Ne Okuyorum? #12


"Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer / Daniel Klein"

Felsefeyi mizah yoluyla, kolaylıkla anlayabileceğimizi kanıtlıyor. Çok eğlenceli, fıkralarla tamamlanmış anlatımlar var.

Yakaladım!

12 Ekim 2010 Salı

Anne Ben Kanser Oldum



Dün, kanser olduğumu öğrendim. Mesane kanseri. Cuma günü ilk ameliyata gireceğim.
Niye ben? Çünkü sigaranın dibine vurdum. Bile bile içtim. Şimdi mızmızlanmaya hakkım yok. Sülalede ilk ve tek kanser teşhisi bu. Yani öyle "benim ailemde yok, bende de olmaz" demeyin, bırakın zıkkımı. Bir de şu var ki mesane kanserinin dünya üzerindeki yaş ortalaması 65. Ben bu ortalamanın yarısındayım daha. Demek ki neymiş? "Daha yaşım genç, bana birşey olmaz" diye ihmal etmemek lazımmış. Her sigara içen bu illete yakalanacak değil ama ilk sebep o meret. Bilin.

İdrarda ve sonrasında gelen kan ile başladı herşey. Her zaman ki gibi boşverdim, üşütmüşümdür diye salladım. 15 gün sonra ikinci kere ve daha yoğun olmak üzere yine kanama olunca, Jeanne d'Arc zevcem ortalığı ayağa kaldırmış benden habersiz, sülale seferberlik ilan etmiş, yaka paça hastaneye götürdüler beni. İyi ki götürmüşler tabi. Sağolsunlar. Tahliller, bidon bidon kanlar, kültürler, röntgenler, ultrasonlar, endoskopiler, patolojiler.. Hepsi bizim için var. Nimet bunlar.
Velhasıl dün tanı koyuldu, sülalenin gelmiş geçmiş tek kanserlisi ben oldum. Gururluyum tabi.

Korku? Telaş? Gram yok yemin ederim. Aksine moral pek yerinde.. Herkes iyi davranıyor, yüzüme gülen arkasını dönünce ağlıyor, biliyorum. Sevildiğimi biliyorum zaten de bunu iliklerine kadar hissetmek apayrı manevi krallık sağlıyor bünyeme. Hastalığımı küçük yansıtmaya çalışıyorlar bana karşı, ameliyatımı tırnak kesme noktasına minimize ediyorlar kafama takmayayım diye. Yemezler yavrular. Neyin ne olduğunu biliyorum. Hergün kanserli cenazeler geçiyor elimden, önümden, imzamdan.. Ama şu var; korkmuyorum. Ne hastalığın adından, ne düzeyinden, ne de ölümden.. Ölümün bilincinde olan insanım ben. Hem yeneceğim ben bunu. Beraber yeneceğiz. Aslında uyuz olurum böyle braveheart cümlelere ama bu seferlik dedim işte.

Ne olursa olsun buralardayım.. Başıma bir iş geldi, ağlarım zarı zarı demedim. Şuna biat ettim;
"Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn"
Başınıza bir musibet isabet ettiği zaman, Allah'tan geldik ve ona döneceğiz deyin.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Hz. Arap Şükrü


Düğünden sonraki gün, düğün misafirleriyle (ki kendileri eşimin kuzenleri olur, pek severim) yorgunluğumuzu atmak maksadıyla Hz. Arap Şükrü ziyareti yaptık. Deniz Tabağı'na kapak attık.
Nereden baksan 9-10 ay olmuş kanıma alkol karışmadığı.. Sene-i devriye yapmamak lazımdı..
Herneyse, dışarıda oturacaktık sigara sebebiyle ama hava da serin.. N'apsak ki diye düşünürken, garson dedi ki "Beyler, sizi yukarı alabilirim.. Başbakan bugün teftişe gelmeyecekmiş, sigara içebilirsiniz içeride" İçim kıpır kıpır oldu. Normalde "höst ne bu ukalalık" diye çıkışabiliteye sahip bir yapım var ama işime gelince ses etmedim tabi. İnsanoğlu, yavşak işte. Beşer, yavşar. Çıktık üst kata, güzel bir masa.. Kuruldum köşeye, garsona dedim Türk büyüklerini say.. Dedi hay hay; Tekirdağ, Yeni Rakı, Efe Rakı, Kulüp Rakı, Boğmaca Rakı vs vs.. Siparişimiz dedim; Tekirdağ'ın Altın Sarısı.. Büyük olsun.. İki de çay..
Masada 5 kişiydik ama 3 türdük; Sofiler, Anti-Sofiler ve Ben.. Damadın şerefine içmeye gittik ama damadın sofi damarı tuttu. Diğer sofican da küçük kayınbirader; o daha küçük Behlül..
Bir büyük muhabbetle bitti.. Kalkarız falan derken, fasıl grubu geldi, kuruldu yanımıza.. Masadakiler, ben hariç Ankara'lı tabi.. Ankara koçları kapı gıcırtısına bile oynuyorlar.. Kalkılır mı oradan şimdi? Fasıl vurdukça coştuk, bir şişe, üstüne bir şişe daha.. Arada istek şarkılar.. Bir ara baktım Udi Zeki Müren, kemancı Bülent Ersoy, darbukada Ankaralı Namık falan.. Gözümü ovuşturdum, geçti.. İstek yapıyoruz, telefonla istek yaptığımız kişiye dinletiyoruz. Benim zevcem için isteğim belliydi tabi; "Ankara Rüzgarı"

Pembe küçük dudağın, söyledi şarkımızı
İndi bahar Ankara'nın sisli yamaçlarına
İçli sesin ah ne kadar açtı gönülde sızı
Her gören ağladı kalbimi bağladı dalgalı saçlarına

Söyledim aşkımı ben Ankara rüzgarına
Olmadı kaldı benim her hevesim yarına
Her gören agladi kalbimi bağladı dalgalı saçlarına

Önce biraz gülecek kalbe ümit katacak
Söz verecek gelmeyecek hep seni kandıracak
Sev diyecek sevmeyecek belki de ağlatacak
Boş yere ağlama kalbini bağlama Ankara kızlarına


Ben de keman sesi duydukça sanki daha dağılıyorum. Alkol ile birleşince felaket etki ediyor.
Ama yine de dimdik çıktım oradan. *Taksiye bindik. 5 kişi olduğumuzdan, öndeki tek koltuğa sofileri attık. Ben de arkada ortada kaldım. Sıkıştığım için kolları yanıma koyamadım, öne koydum, boşta kaldı yani.. Taksi hareket edince boşta olan ellerim, o an ki boş beynimin etkisiyle, önümde gördüğüm taksici ve sofilerin yan yana dizilmiş 3 kafaya, daha doğrusu saç döngülerine gitti. Başladım bunların saç döngülerini parmaklamaya sırayla.. Tam şoförün saç döngüsünü parmaklıyordum ki, elimi tuttular. O an gülme krizi yaşadık biz arkada.. Ve dağıldım.. Düğün evine geldik, önüme gelenin saç döngüsünü parmaklamışım.. Kayınpederin saç döngüsünü parmaklayacakken tutmuşlar beni, gerisini de hatırlamıyorum :) Hoş bir geceydi, düğünün yorgunluğunu attık. Arada bir dağıtmak lazımmış böyle.
İş bu geceyi, Ertesi gün fazla cenaze çıkarmayarak, beni yormayan Azrail'e hediye ediyorum..

*
Sosyal mesaj: Alkollü araç kullanmayın

Bir Yastıkta !

Yoğun bir haftasonu geçirdim.. Yorucu ama iyiydi.. Kayınbiraderi evlendirdik.
Şehirdışından kız almak zor zanaatmış ama.. Yorulduk..
Küçük kayınbiraderin kulağına küpe olsun bu da.
Hem kuzenlerinin, hem benim tüm ikazlarımıza rağmen, evlendi.
Evlat dedim, yapma. Bak ben en yakın örneğim sana. Bana bir bak..
Evlenene kadar neydim, evlendim ne oldum en net sen gördün. Yakma kendini dedim,
Al Paçino edasıyla döndü bana dedi ki;
"Enişte, hatırlar mısın bana bir mail göndermiştin..
Evlilik iyidir.. Karın iyi çıkarsa mutlu, kötü çıkarsa filozof olursun demiştin,
işte ben de gözümü kararttım, evleneceğim" dedi, evlendi.
Engelleyemedik efendim.
Neticede verdi yularını artık.. Vuslata erdi.. Genç çifte "başarılar" diliyorum :)

21 Eylül 2010 Salı

Ne Okuyorum? #11


"Cennet / Dante Alighieri"

17 Eylül 2010 Cuma

Ne Okuyorum? #10


"Hercule'ün On İki Görevi / Agatha Christie"

16 Eylül 2010 Perşembe

Obez Kedi


Şeker obez olmuş.. Tam 7,1 kg..
45 gün önceki kontrollerdeki ağırlığı; 6,2 kg

Veteriner söyleyince kabullenemedik, türlü savunmalara geçtik;

-Ama onun kemikleri iri?
-Ama o tek yavru olarak doğdu?
-Annesini çok emmiş?

Veterineri sebzeli diyet mama veriyordu, yemez dedik.
Gramaj ile besleyeceğiz o halde dedi.. Yandın evlat!

Sonuç ortada işte.. Mama kabı silme dolmadan yemeyen kedi, şimdi gramla besleniyor :)
Egzersizlere de başlatacağım.. Führer'in olacağım Şeker!
Blog Widget by LinkWithin