16 Temmuz 2010 Cuma
Pamuk

Bir gariban öldü. Parçalanmış bir hayattı onun hayatı.
Yüzüne baktım yıkandıktan sonra, meymenet yoktu.
Kaşları, benim martı kaşlarımın tersiydi. Küçük Emrah gibiydi.
17 yaşındayken kaçırdığı kızla evlenip, 60 yaşına gelince boşanmak...
Neydi ki bunun sebebi? Aralarındaki ten uyumu mu bitmişti?
Yada elektrik mi alıp veremiyorlardı artık, kablolar mı kopmuştu?
Neydi son nefesini verirken, yanında sadece Azrail'i görmenin sebebi?
Neden yatakta değildin de bir sokak köşesinde üstünde çaputlarla bulundun?
Sordum, söylemedi. Söyleyemedi, utandı belli ki.. Ama oğlu söyledi işte;
"Altılı tutturdu abi, sevindik artık paramız var diye. Ama o önce annemi boşadı"
Sonrası malum, her kırkından sonra azanın düştüğü durum işte:
Parayı 43 sene sana saçını süpürge eden insan ve çocuklarınla değil de,
sana 4 saat zevk yaşatanlarla yedin, bitirdin. Sonra kendin de bittin.
Utanmadan bir de öldün, benim önüme düştün. Ehh o zaman affetmem;
"Cafeeerrr! Pamuğu bol kullan ulan!"
Ne Okuyorum? #8
Arka kapaktan:
"Ölüm, gazeteci Jack McEvoy'un işidir. Başkalarının acısını kullanarak yazdığı yazılar ona ün ve para kazandırmıştır"
Benden: Sevdim bu adamı şimdi.. Meslektaş olmasak da, işimiz benzer.. Tuttum bu kitabı..
Frappé
Ev hanımlarına nazire yapasım geldi. Tarif vereceğim.Kahve sevenler için, bu sıcak yaz günlerinin ilacı...
5 senedir her yaz favori içeceğim olan bu mereti kim keşfetmiş bilmiyorum.
Yunanlılar 50 yıldır kullanıyor bunu, Zeus'un keşfi diyorlar, içiyorlar. Bizim zemzem gibi.
Bahse konu besinimiz, günün, haftanın, ayın, mevsimin içeceği; Frappé
Malzemeler;
- 1 tatlı kaşığı Nescafe Frappé veya Nescafe Cool (Nescafe Classic de olur, ama Gold olmaz)
- 1 çay bardağı süt (İnekten olacak)
- 1 çay bardağı su (Temiz olacak)
- 1 yemek kaşığı toz şeker (Frappé sade olmaz. Şekersiz seviyorsan, tatlı kaşığı ile koy)
- 5 küp buz (Soğuk:)
- 1 yemek kaşığı dondurma (Bu da soğuk olsun)
- 1 uzun cam bardak (Bira bardağı gibi uzun olsun. Zemzem bardağı olmaz)
- 1 Shaker. (Shaker yoksa, 1 litrelik şişe de olur)
- 1 baş pipet (Hüp diye içine çekebilmen için. Olmazsa olmaz)

Yapılışı;
- Benim tarifim biraz eziyetli ama netice de bu eziyete değecektir.
- Sütü ve suyu ısıtarak blendera dök.
- İçinde kaynar su ve süt bulunan blendera nescafe, şeker ve dondurma ekle.
- Bu karışımı çırptıktan sonra shakera veya şişeye dök ve köpürene kadar çalkala.
- Şişeyi buzluğa koy. 10 dakika sonra buzluktan al ve çalkalamaya devam et.
- Çalkala.
- Çalkala.
- Sus ve çalkalamaya devam et.
- Tamamen köpüğe dönüşene kadar çalkaladıktan sonra, uzun bardağa dök.
- Buz küplerini blender veya rondodan geçir ama dikkat et su olana kadar değil.
- Küçük parçalar haline dönüşen buzu uzun bardağa ekle ve pipeti bardağa sok.
- İsteğe göre bardağınızın üstüne sıvı krema da sıkabilirsiniz.
15 Temmuz 2010 Perşembe
26 Aralık 2009 Cumartesi
Portre #7
27 Aralık..Ulusal marşımızın müellifi milli şair, düşünür, veteriner, öğretmen, vaiz, hafız, milletvekili Mehmed Âkif Ersoy'un ölüm yıldönümü.
İstiklâl Marşı en çok bilinen eseridir şüphesiz. Tüm eserleri bilinmelidir. Haktır.
Dosdoğru bir adamdır. Öyle ki, kimisi "gavur baytar" dedi onun için, kimisi "yobaz hoca"..
Bense şöyle diyorum;
"İyi ki safahat isimli esere ve her duyduğumda tüylerimi diken diken eden o milli güfteye sahibim..
Allah rahmet eylesin"
Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için, geçmişe kalkıp sövemem..
Biri ecdâdıma saldırdı mı hattâ boğarım!..
- Boğamazsın ki!- Hiç olmazsa yanımdan koğarım..
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam..
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle..
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim..
Onu dindirmek için kamçı yerim çifte yerim!
Adam aldırma da geç git diyemem aldırırım..
Çiğnerim çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
24 Aralık 2009 Perşembe
Maraş
Aralık, 1978Kahramanmaraş olayları..
111 insan öldü, 841 ev ve işyeri yakıldı..
31 yıl oldu ama gazete başlığındaki soru, gerçek cevabını bulamadı..
Ortada bir gerçek var; bunun adı katliam.. Ölenleri yad ediyorum..
Alevi-Sünni görünümlü sağ-sol çatışmasıydı karşıdan bakınca..
Karşıdan bakınca ama, kimin gözlüğünden bakınca? İşte burası muamma..
Bir gözlükten bakmamaya çalışacağım..
Herşeyden önce şu bilinsin, bu olay çok önemliydi..
O dünleri yaşamayan bizleri çok ilgilendirmeli..
Zira bu olay, bizi, bugünümüzü 20 sene geriye götüren 12 Eylül darbesinin tetikçisiydi!
Ve sonra gün gelecek, CIA Türkiye temsilcisi Richard Perle "our boys did it" diyecekti..
Ve biz, o gün 20 sene gerileyecektik!
İnsanlar vardı, cahildi.. Ve insanlar vardı, kumandaya hükmeden..
Bir danone reklam repliğini çok sık kullanırım objektif takıldığım zamanlarda;
"kimine göre süt, kimine göre çikolata"
Soldakine göre sağ cenahtı bu olayların müsebbibi, sağdakine göre sol..
Ortanın berisindeki, "dış güçler" dedi.. Ortanın ötesindeki "iç güçler"..
İpuçları var, ama bir Sherlock çıkaramadık milletçe aramızdan..
Oraya tekbir nidalarıyla giden sağ cenah da vardı..
Oraya olayı araştırmak için giden dönemin Chp'li içişleri bakanı da vardı..
Daha sonra bu bakan araştırmaları sonunda "Olayı sol örgüt yapmış" dedi..
Sol cenah ayağa kalktı: "Bu bakan, Ajan!"
Sonra o bakan görevden alındı Chp hükümeti tarafından..
Yerine bir başka bakan görevlendirildi.. O da araştırmalar yaptı; "Sağ örgüt yapmış"
Sol cenah rahatladı: "Bu bakan, Ajan değil!"
Sağ cenah ayağa kalktı: "Sol izleri yok edip, sağı suçlu konumuna getirdi bu bakan!"
Sol kükredi: "Bu emperyalist faşistler Amerika'nın oyuncağı"
Sağ durur mu: "Bu dinsiz komünistler Moskof uşağı!"
Bir aklıselim yokmuş o zamanlar.. Bir Sherlock çıkaramamış bu millet arasından..
Hoş Sherlock çıksa ne değişirmiş ki? Benim ki de laf işte!
Sherlock ipuçlarını toplayıp, araştırıp suçluyu bulsa;
"Sol yaptı" dese; sol cenah "Bu kokainmandan dedektif mi olurmuş" diyecekti..
"Sağ yaptı" dese; sağ cenah "Bu kemancıdan dedektif mi olurmuş" diyecekti..
Ortanın ortası yok, dilin kemiği yok.. Herkes hâla bir şey söylüyor..
Ama yine ortada buluşulamıyor.. Hâla kavga, hâla geçmişin intikamı ağır basıyor..
Bu öyle bir dava ki, herkes "kullanıldık" diyor, bunu kabul ediyor sonra bir "ama" patlatıyor ortaya..
Herkes sütten çıkmış daha ak kaşık, herkes diğerine göre biraz daha temiz, herkes daha "az kullanılmış"
Şimdi bu postu okuyan sağcı da çınlatacak kulaklarımı, solcu da..
Hadi len! Yürü git!
Maraş, Maraş'ta derler oy aman aman..
Bu nasıl Maraş, bu nasıl Maraş?
Al kızıl kan içinde can veren kardaş..
Kardaş kalk gidelim, yoldaş kal gidelim..
Bizim iller kırçıllıdır, geçilmez yollar..
Yağmur, çamur kurusunda gidelim, burdan gidelim..
Ufak taş ile bina yapılmaz, bir benim ölmemle Maraş yıkılmaz..
Valla bir ben ölmeyinen kardaş Maraş yıkılmaz!
Yollar çamur, kurusunda gidelim..
Lale, sümbül büyüsünde gidelim..
Kardaş kalk gidelim..
18 Kasım 2009 Çarşamba
Rüya

12 Ekim 2009 Pazartesi
3 Ekim 2009 Cumartesi
4 Ekim
BURSALI HAYVANSEVERLER 4 EKIMDE KENT MEYDANINDA:4 EKIM HAYVANLARI KORUMA GÜNÜ * BURSA
Tarih: 04 Ekim 2009 Saat: 02:00
Yer: BURSA OSMANGAZİ METRO İSTASYONU (KENTMEYDANI YANI)
İletişim: Aysun Canıtez ( 0535 740 79 65 )
Açıklama: 4 Ekim Pazar günü saat 14.00'de Osmangazi metro istasyonu önünde toplanıyoruz.
Kent meydanına kadar kısa bir yürüyüş ve basın açıklamasıyla birlikte etkinliğimize devam edeceğiz. Tüm hayvanseverleri bekliyoruz.
1 Ekim 2009 Perşembe
Kitap, Candır !
Ramazan bitip ben de kitap okumaya tekrar başlayınca, bu konuda ahkâm kesebilme cüretini kendimde buldum yine :) Milletçe kitap okumuyoruz yeterince! Japonya'da bir kişi bir sene boyunca 25 kitap okurken, bu sayı bizde 0.2'nin altında. Yani 6 kişi toplasak 1 kitap okurlar senede. Karikatür de bunu müthiş anlatmış zaten.Ama işin garibi kimse kabul etmiyor bu durumu. Herkes "aa ben okuyorum vallahi" modunda.
İyi de kardeşim kim okumuyor? Yada bir kitabı tüm sülale mi okuyor? Anketler belli, satışlar belli, kütüphanelerde kayıtlar belli. Alınmıyor, satılmıyor, kiralanmıyor, okunmuyor işte! Net!
Binlerce CV geçmiştir benim elimden. Hepsinde kişisel hobi bölümünde "kitap okumak" yazar. Hsttr len! derim içimden. Kitap okumakmış. Yalancı lavuk!
Şimdi kimse bana "Milletin okumamasından sanane? Hem okununca ne olacak" demesin.
Dert bana kardeşim, etkiliyor beni. Kitap okumazsan konuşmayı beceremezsin ortam içinde. Fikrin olmaz avare olursun. Cahil kalırsın. Üretemezsin ne bir mal ne bir fikir. Çok gezen daha çok bilir cümlesi koftur. Senelerce gezdik zaten milletçe Orta Asyadan Balkanlara.. Okumayan avare cahil insan, tehlikeli insandır. Bana dokunmasa, elbet çocuğuma dokunur zararı. O yüzden bana ahkâm payı düşer bu konuda kimse kusura bakmasın! Hem alın, verin ekonomiye can verin. Böylece krizin son kalan belirtileri de kalksın :)
Kitap candır arkadaş. Bu dünyada öğrenmekten daha güzel, daha büyük ne var? Sus, aşk deme!
Bu dünyaya neden geldik? Bence öğrenmek için. Ne öğrenmek için? Sana göre süt, bana göre çikolata!
Suppose you read four books a week every week for 70 years. Allowing for a day here and there where you’re unable to read, we can call that 200 books a year, and 14,000 books over the whole three score years and ten. It’s a lot of books. But relative to all the books there are, it’s a tiny, tiny fraction. According to the guy who manages the Google Books metadata team, at the latest count the books in the world now total 168,178,719. Your 14,000 books are just 0.008324477724 per cent of that. You can think of it as follows. Suppose all the books in the world made up a single calendar year, and you were reading through the pages of that year, cover to cover. Then, 14,000 books - and that’s going some - would only get you through the first 44 minutes of the year. There’d still be 364 days, 23 hours and 16 minutes that you hadn’t read. And if you get through fewer than 14,000 books in your lifetime, it will look even worse. Comforting in a way.20 Eylül 2009 Pazar
17 Eylül 2009 Perşembe
Kapak !
TV ekranlarında hep aynı haber: Cem Garipoğlu yakalandı15 Eylül 2009 Salı
14 Eylül 2009 Pazartesi
Ex ?
Eski Karım / Orhan VeliNedendir, biliyor musun;
Her gece rüyama girisin?
Her gece şeytana uyuşum,
Bembeyaz çarşafların üstünde?
Nedendir, biliyor musun?
Seni hala seviyorum, eski karım.
Ama ne kadınsın, biliyor musun?
Eski Karım / Ceyhun Yılmaz
Hala sen varmışsın gibi iki yastıkla yatıyorum..
Kimseye söyleme gidişini, ben söylemedim..
Elimde senin siparişin olmayan torbalarla geliyorum eve..
Ağlaya ağlaya öpüyorum yattığın yastığı yorganı..
Sanki beni az önce yolcu etmişsin gibi çıkıyorum sokaklara..
Üst komşuya hava atarak, bi fiyaka bi görsen..
Ne garip bu insanlar! Bütün mahalle..
Hatta alttaki bakkal bile seni geçen kasım öldü sanıyor..
Ne garip bu insanlar! Hala her sabah bana selam veriliyor..
Sanki, yaşıyormuşum gibi..
Ohh Be !
Marmara Bölgesinde etkili olan sel felaketinde zarar gören hayvanlara Osmangazi Belediyesi sahip çıktı. Selde etkilenen sahipsiz kalan ve yaralanan hayvanlar Türkiye'nin neresinden olursa olsun barınağa gönderilerek tedavileri ücretsiz olarak yapılacak. İmkanları ve teknik donanımı ile Türkiye'nin ilk ve tek barınağı olan Osmangazi Belediyesi Doğal Yaşam Merkezi şimdi de kapılarını sel felaketinde zarar görmüş hayvanlara açtı. Osmangazi Belediyesi Veteriner İşleri Müdür Veklili Dr. Aysu İlman, selden zarar gören sahipsiz kalan ve yaralanan hayvanların kendilerine gönderilmesini istedi. Türkiye'nin en modern tesislerinde hizmet verdiklerini belirten İlman, "Sel felaketinde yuvasız kalan, zarar gören ve bakıma muhtaç durumdaki tüm canlılara kapımız ardına kadar açıktır. Nereden olursa olsun mutlaka ulaşın. Hayvanlar burada kabul edilecek. Ve bakımları sonuna kadar yapılacaktır" diye konuştu.
***
Bursa Hakimiyet Gazetesindeki bu haber en azından yüreklere su serpti.. Yaralanan hayvanlar için de Bursa-Osmangazi Hayvan Barınağı'ndan daha olumlu bir yer daha yoktur Türkiye içinde.. Kalitesi su götürmez bu barınağın.. Hayvan dostları az da olsa nefeslensinler..
Klişe !
Dizi sezonu başladı ya, hanım kuruldu ekran başına bugün.. Dizisi Son Bahar vardı tabi, kaçırmaz.. Takılayım dedim yanında, ama dizi bana takıldı.. Klişe, klişe, klişe..Hiç mi bıkmazlar, hiç mi özgünlük aranmaz ya?! Hep aynı "tür"..
Zengin, genç, yakışıklı erkek.. Yanında az soslu bi fakir kız.. Yada zenginken fakir olanı..
30-35 yaşını geçmemiş başrol erkekleri hep holding sahibi, hep ağa.. Öehh..
Eski Yeşilçam filmlerini, garip Sadri Alışık figürlerini özledim..
Hatta yeminle Kemal Sunal filmleri bile daha gerçekçiydi..
Komedi dizilerimizde sıkıntı yok. Absürd olsa da çoğu, özgünlük var..
Ama Romantik/Aşk dizisi dedin mi, illa ki genç-yakışıklı-zengin başrol oyuncusu şart!!
Diye düşünürken...
Serhat Tutumluer sempatimden dolayı izlediğim Kül ve Ateş adlı dizide de aynı mantığı gördüm; 20 yaşında 2 fakir genç arkadaş var..
Biri daha da fakir, diğeri de ortadirek işte.. Sonra bu daha fakir olan genç besleme olduğu evde hırsızlık suçlamasıyla maphushaneye gidiyor. Diğer genç bilinmiyor bu arada..
Sonra bir "15 yıl sonra" yazısı ile karşılaşıyoruz ekranda.. Ve...
Bu fakir genç (Serhat Tutumluer) memleketine bir dönüyor ki vay anam vay..
Kapısında köle adamlar, jeepler falan para gırla.. 300.000 verip eski arkadaşına (Erkan Bektaş) at hediye ediyor. Hediye verdiği arkadaşı da büyümüşte o memleketin en zengini olmuş haa. Gelde kudurma şimdi..
Bre lavuk! Senin anan bunca zaman hizmetçilik yaptı, sen 20 yaşında maphusa gittin, 15 sene sonra 35 yaş olarak bir döndün ki memleketin maaşını verecek durumdasın!
Ya esasoğlana komplo kurup maphusa yollayan diğeri? O da memleketin en zengini olmuş sıfırdan..
Bunların ikisi de 35 yaş, genç, yakışıklı, zengin.. Hem de sıfırdan, 15 yıl içinde.. Sktrn lan ordan!
Biz de genciz, yakışıklıyız, ticaret adamıyız da, peki biz niye 15 senedir holding sahibi olamadık ki?
Hatayı kendimde aramalı, kıvıramadık bu işleri besbelli. (KPSS diye bişey varmış ona çalışılacak)
Son dönem klişelerinden aklımda kalanlar;
Son Bahar / Erkan Petekkaya: Genç, yakışıklı, holding sahibi zengin..
Kül ve Ateş / Serhat Tutumluer ve Erkan Bektaş: Genç, yakışıklı, zengin.. x 2
Kış Masalı / Cemal Hünal: Genç, yakışıklı, toprak zengini, ağa..
Unutulmaz / Serhan Yavaş: Genç, yakışıklı, holding sahibi zengin..
Binbir Gece / Halit Ergenç ve Tardu Flordun: Genç, yakışıklı, holding sahibi zengin.. x 2
Bir de bütün bunların özelliklerinin (genç/yakışıklı/zengin) yanına "ağa" sıfatı alanlar var ki bunların da normal ismi yoktur. Hasan, Hüseyin, Ali, Veli çıkmaz onlardan..
Memleket genelinde %0.001'den fazla kullanılan bir isim kullanılırsa ağalık ayağa düşer.
Zira ağanınkinin üstüne pokh olmaz;
Sıla / Mehmet Akif Alakurt (Boran Ağa)
Asmalı Konak / Özcan Deniz (Seymen Ağa)
Hayır yani kıskandığımdan değil kardeşim! Memleket meselesi olarak görüyorum ben..
Saf yurdum kızları bunları izleyip "hakkaten böyle (genç/yakışıklı/zengin) adamlar da varmıştır, bizim mahalledeki Mehmet'i napayım, işyerindeki memur Ahmet'i gtüme mi sokayım" diye diye evde kalmışlardır, yurdum delikanlıları da böylece duvara tırmanır olmuşlardır..
Zira bu (genç/yakışıklı/zengin) mandavalların dizilerde hiiiçççç zengin kızlarla işleri olmamıştır... Nerede köylü/mahalli/yerel/fakir/besleme kız varsa, hep onlara aşık olmuşlardır..
Yurdum külkedisi kızları da özenmekte, beyaz jeepli prensini beklemekte haklıdır..
Mutlak gelip bulacaktır onu beyaz jeepli prens.. Evde bulamasa, yolda yada semt pazarında üstüne su sıçratmak suretiyle özür dilemekle başlayacaktır aşkları..
Sonuç olarak; başlık paralı eski düzenin daha anlamlı olduğu varsayıyorum..
Başlık parası yüzünden evlenemeyen genç gurbete gider taş taşır para biriktirmeye çalışır, ekonomiye bir katkı sağlardı.. Ama şimdi sayısal lotodan başka umudu kalmadı..
12 Eylül 2009 Cumartesi
Taçsız Kral
Değerli bayan blogger!.. Bu bir futbol yazısı değil, bir aşk yazısıdır.. Okumadan kaçma!Selvi Boylum Al Yazmalım'da betimlenmişti "Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti"
Sevgi.. Aşk.. Sadece iki kişinin birbirine duyduğu hisler midir?
Ota, boka, böceğe, çiçeğe yada bir kuruma, bir ilaha duyulanlar nedir o halde?
13 Eylül 1991'de, bundan tam 18 yıl önce, bir trafik kazasıyla kaybetmiştik aşk adamını..
Metin Oktay'ı..
Tanıyalım mı biraz?
Babanız, amcanız yada dayınız 60'lı yıllarda doğmuş ve adı Metin ise, yada Oktay ise, %90 bu muhteremdir isim sebebi..Futbolu seven-sevmeyen birçok ailenin, 1960 ve sonrasında doğmuş erkek çocuklarına "Metin" ismini verme nedenidir Metin Oktay..
"Taraflı-tarafsız herkes tarafından sevilen" diye bir klişe varya hani bugün her ölünün ardından söylenen.. O cümle, Metin Oktay'ın özetiydi işte.. İlk olarak, onun için söylenmişti, onun sayesinde girmişti Türkçeye ve hafızalara..
Ben, O'na yetişemedim, izleyemedim, tanıyamadım canlı olarak. Ama onun anlatıldığı, askerlik anılarından önce onun sohbetinin geçtiği büyükleri tanımıştım. Onun için futbolu sevdim, onun için Galatasaraylı oldum.. Çünkü o, "Bence Galatasaraylılık din gibi, mezhep gibi yerleşmiş, köklü bir inançtır. Galatasaray'ı işte bunun için tercih eder ve Galatasaraylılığımla her zaman gurur duyarım" demişti..
Demişti de, boşa mı demişti? Hayır!
Dönemin büyük ve meşhur zenginlerinden gümrük komisyoncusu ve Fenerbahçe yöneticisi Müslim Bağcılar, bir düğün davetinde Galatasaray'lı Metin Oktay'a boş bir çek yaprağı uzatarak transfer teklifinde bulunmuştu..
Müslim Bağcılar'ın “Rakamları sen yaz! Sana servetimin yarısını veririm! Yeter ki Fenerbahçede oyna Metin” diyerek uzattığı çek yaprağını “Bizi sevenlere ihânet etmeyelim baba!” diyerek geri çevirmişti Metin Oktay.. İşte o gün "aşk adamı" olmuştu. İşte bu yüzden, günümüzde "Profesyonelliğe karşı, Metin Oktay" pankartları elden ele dolaşır oldu..
Sadece para mıydı Galatasaray'dan onu ayırmaya yetmeyen? Hayır!Çocukluk aşkı ve eşi olan Oya Hanım İstanbul'a alışamamıştı ve her fırsatta İzmir'e dönmek için baskı yapıyordu Metin'e.. Eşini de boşadı Metin Oktay. İzmirde yaşamak istediği için, kendisini Galatasaray'dan ayırmak isteyen, "Ya Galatasaray, ya ben" diyen karısının son kez "Tercih et Metin: Ya Galatasaray'da kalırsın, yada benimle İzmir'e dönersin!" resti üzerine, çok sevse de terketmişti çocukluk aşkı olan karısını Metin Oktay.. Çünkü onun bir aşkı da Galatasaraydı, Galatasaray taraftarıydı. Aşksız kalmazdı ki o.. Şöyle demişti sonra:
"Eşim ve ailesinin sürekli baskısındaydım.. Hatta İzmirspor'dan çok yüklü bir transfer ücreti alacağımı söylüyorlardı. Daha da komedi bir teklifle karşılaştım 'Galatasaray'ı bırak İzmir'e dön. Biz sana bakarız' diye diretiyorlardı. Galatasaray'ı bırakacağım ha? Allah korusun! Allah yazdıysa bozsun! Galatasaray benim dünyam, Galatasaray benim yuvam. nasıl bırakırım Galatasaray'ı? Evet eşimi severdim. İzmir'i de eşim kadar severdim. Ama benim bir de sevdiğim, yürekten bağlandığım Galatasaray'ım var. Hava elektriklenmiş ve eşimle tartışmıştık. Yüzüklerimizi atmıştık. Bir basın toplantısı düzenleyerek 'Ben parayı Galatasaray'a tercih etmem' diyor ve Galatasaray'da kalıyordum"
Florya'daki tesislere adı verilmişti, heykeli dikilmişti.. Hatta Kadıköy Belediyesi'ne bağlı Fenerbahçe Parkı'na bile Metin'in heykelini dikmesine izin vermişlerdi.. Hala orada Metin Oktay'ın heykeli var.. Heykelin dikilmesinden dolayı, o zamanki Fenerbahçeli yöneticiler "Şeref duyarız" demişlerdi.. Herkes seviyordu Metin'i. Bambaşka bir şey bu.. Taraflı-tarafsız aşk buydu işte!
Ölümünden yıllar sonra, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ilköğretim öğrencileri için bastırılan kitaptaki "Örnek Kişiler" başlığında da yerini alacak, yeni nesile de aktarılacaktı büyüklüğü..Taraflı-tarafsız aşk buydu işte!

Şöyle düşündüm: Metin Oktay marjinal planda nerede duruyor? Öyle bir uçta ona
nasıl bakabiliriz? Hemen bir sözcük geliyor aklıma: Adsızlık! Metin Oktay
adsızlığın büyük şiirini yaratarak en büyük ad oldu. Hiçbir büyük futbolcu bu
kadar ekip adamı olamaz. Yaratıcı, büyük, kulübünün tarihinde çıkardığı
çıkardığı bir beden zekâsını her an ayağının önünde bulan adam. Reha’nın
kopuşlarını. Bülent’in uzak şut güvencesini. Gündüz’ün yönetsel serinkanlılığını
da bulabilirsiniz onda. Ama, daha önemlisi, bir İsfendiyar’ın, bir Coşkun’un
ikincil katkılarını da dışlamadı. Böylece Galatasaray futbolcusunun portresi
ortaya çıkıyor: Ekip oyunu, ikincilin zaferi… Metin Oktay en büyük oyuncu olarak
ikincildir de. Sanırım başarısının anahtarı burda. Galatasaray gerçekliğinin
başlaması onun dönemine rastlıyor. Metin Oktay’ın bir özelliği de hiç şımarmamış
olması. O rolü yanında oynayan başka futbolculara da bıraktı. Metin’de bütün
büyük futbolcuların yanında kendisini daha büyük gösteren bir şey var. Nedir bu
acaba? Teknik mi, beden gücü mü, sezgi mi? Bütün bunlar birleşmiş onda. Ama aynı
özellikleri başka futbolcularda kolayca seçiyoruz. Sanırım asıl niteliği topla
buluşması. İcatçıdır bu konuda. Sevecendir. Şemsiyesini ne mi yaptı?
Fenerbahçe’ye attığı çok ünlü bir gol vardır. “Uçan Manda” olarak anılan
Özcan’ın beklediği kalenin ağlarını yırttı. Ayıp olmasın diye ve rakip takıma
bir cemile olarak şemsiyesiyle örttü orayı. Şemsiye’nin bugün hâlâ orda olduğu
söylenir.
11 Eylül 2009 Cuma
Rahmet !
Yağmurun sesine bak..8 Eylül 2009 Salı
Kış Masalı
Cast:Cemal Hünal, Duygu Yetiş, Fırat Çelik, Birce Akalay, Suzan Aksoy, Menderes Samancılar..
Senaryo:
Gül Oğuz, Mahinur Ergun
ATV'de yeni bir dizi başladı.. Kış Masalı..Bursa'da, Uludağ eteklerinde çekilen dizi, müthiş Bursa görselleri sunuyor.






.jpg)






.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)

