16 Ağustos 2009 Pazar

Portre #3: Zeki Müren


Beni, Bursa sokaklarında vurdular..
Güneşi olmayan bir sabahta, yeşil şarap aktı bileklerimden..
Bir çöpçünün nasırlı eli saçlarımda, piccadilly kızları öbek öbek pınarlarımda..
Sarhoşlar avuçlarımda yürüdü, ömür çizgim bir postalın kabarasında..
Güneşi olmayan bir sabahta, beni Bursa sokaklarında vurdular..
Küf kokan kızlar taşıdı kollarımdan, terli köy çocukları..
İşkembe işkembe eller, sarımsı sarımsı dişler, tüm sarı ne varsa, tüm solgun her şey..
Eflatun gözler, siyah dudaklar piccadilly kızlarında..
Beni Bursa sokaklarında vurdular.. Bir akşam gazetesinde sayfa sayfa ismim..
Karakol taşları hep soğuk mudur? Ağustosta da nem nem midir merdivenler?
O günden beri güneşsiz sabahlardan korkarım..
O günden beri.. O sokağın her taşında, ben varım..

Adli Tıp #3


Ölüm ne soğuk şey, soğuk şey ölüm..
1995-2002 yılları arasında, tam 7 yıl bebek özlemiyle kavrulan bir çift..
2002'de nihayet doğan Sıla bebek, 2009'da, 7 yaşında melek oldu.. Lösemi..
7 sene uğraştan sonra bul hazineyi, sevin.. 7 sene sonra da toprağa ver, üzül..
Bu kalp artık taş oldu. Bu gözler belki bin cenaze gördü.. Bu kulaklar belki binlerce feryat duydu..
Ama nedendir bilmem, bir cenazede, eğer meftanın babası hayattaysa, kötü oluyorum.
Annesi etkilemiyor ama meftanın babasının feryadı, ağlaması çok derinime saplanıyor, kalıyor.
Bir süre kendime gelemiyorum.
Kulaklarımda kalan: "Allah verdi, Allah aldı!"

14 Ağustos 2009 Cuma

Ne Okuyorum? #2

"Uzun Hikaye / Mustafa Kutlu"

13 Ağustos 2009 Perşembe

Ikea


Halıdan yana yüzümüz gülmedi bir türlü..
Evimizi düzerken bütün ürünleri bir günde almıştık, beyaz eşyadan, mobilyalara kadar..
Ama halılar için tam bir ay dolaşmıştık.. Yetmezmiş gibi üç kez değiştirmek zorunda kaldık..
Yıkamaya gönderdik, makina halısı muamelesi yaptılar, bozdular, yenisini getirdiler vs.. Tam üç kez!
Şubat 2009'da da antre için Ikea'dan alışveriş yaptık. Geniş bir halı aldık, ikiye kestirip antre halısı yaptık. Tüylü bir yün halıydı ama aradan altı ay geçmesine rağmen tüy dökmeye devam etti.
Dün Ikea Bursa'yı aradı eşim. İlgilenmişler. Hemen getirin değiştirelim demişler.
Eşim "ama faturamız-fişimiz yok, attık" demiş, "olsun değiştiririz" demişler..
Zevcem "fakat biz o halıyı kestik" demesine rağmen, yine de değiştirmeyi kabul etmişler..
Gittik, değiştirdik. Buraya dikkat: Resmen iki parça halinde verdik halıyı. Müşteri memnuniyeti dediler.
60 senedir Bursadayım, ben böyle şey görmedim arkadaş!
İnsana saygı, müşteriye saygı bu! Rahmetli Robert Bosch'un izinden gidiyorlar belli ki :)
Kızıyordum İsveç'e, siyasi ilişkilerine falan ama insan hakları deyince adamlar aşmış arkadaş..
"Doğruya doğru", "Sezar'ın hakkı Sezar'a", "Yiğidi öldür hakkını yeme" gibi bilimum helallik veresim var..
Onların bu yaptığını bir Koçtaş yapar mıydı mesela? Mümkün değil!
Seviyorum bu İsveçi. Hümanizmi de güzel, sosyal hayatı da güzel, kızları da güzel, memleketi de güzel..
Soğuk ama olsun, söz İsveç, İkea'nın hatırına, tatile geleceğiz sana! Halı bahane, hümanizm şahane!
Teşekkürler Ikea.. Teşekkürler Bursa mağaza müdürü Kaan Sallı.. Saygı için.. Helal olsun..

* Logosu da sarı-mavi ama bu seferlik benden kıyak olsun..

Bursa'da Zaman

Bursa'da eski bir cami avlusu, Küçük şadırvanda şakırdayan su..
Orhan zamanından kalma bir duvar, Onunla bir yaşta ihtiyar çınar,
Eliyor dört yana sakin bir günü..
Bir rüyadan arta kalmanın hüznü, İçinden gülüyor bana derinden.
Yüzlerce çeşmenin serinliğinden..
Ovanın yeşili göğün mavisi, Ve mimarilerin en ilahisi.

Bir zafer müjdesi burda her isim; Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim..
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın, Hala bu taşlarda gülen rüyanın,
Güvercin bakışlı sessizlik bile, Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle..
Gümüşlü bir fecrin zafer aynası.. Muradiye, sabrın acı meyvesi,
Ömrünün timsali beyaz Nilüfer.. Türbeler, camileri eski bahçeler,
Şanlı hikayesi binlerce erin, Sesi nabzım olmuş hengamelerin,
Nakleder yadını gelen geçene..
.
Bu hayalde uyur Bursa her gece, Her şafak onunla uyanır, güler..
Gümüş aydınlıkta serviler, güller.. Serin hülyasıyla çeşmelerinin..
Başındayım sanki bir mucizenin, Su sesi ve kanat şakırtısından,
Billur bir avize Bursa'da zaman..


Yeşil Türbesini gezdik dün akşam..
Duyduk bir musikî gibi zamandan, Çinilere sinmiş Kur'an sesini..
Fetih günlerinin saf neşesini, Aydınlanmış buldum tebessümünle..


İsterdim bu eski yerde seninle, Başbaşa uyumak son uykumuzu,
Bu hayal içinde... ve ufkumuzu,
Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk.. Havayı dolduran uhrevi ahenk.
Bir ilah uykusu olur elbette, Ölüm bu tılsımlı ebediyette..
Belki de rüyası büyük cetlerin, Beyaz bahçesinde su seslerinin.
.
Ahmet Hamdi Tanpınar

İnsanlar vs Cinler



Gökyüzünde duman duman bulutsun.. Söyle seni kalbim nasıl unutsun?

Savaşın galibi cinler oldu.. Senelerdir hegemonyamızda olan bütün mekanları kaptılar!

Bu ne arkadaş! Resmen kapının önüne koyulduk!
Meğer cinler alemi de sigaraya karşıymış! Mekanlarda sadece in-cin cirit atmakta..
Dumansız hava sahasını görmüşler, dolmuşlar kahvelere, meyhanelere, barlara, cafelere..
Ama bu sefer insan kalmamış buralarda.. Kovalamışlar insan alemini kapı önüne!

* 60 senedir Bursadayım, böyle şey görmedim!
Garip mahalle esnafıyla, kodaman bar sahiplerinin kol-kola eylem yaptığını gördü bu gözler.
Esnaf kan ağlıyor. Kodaman kan ağlıyor. Birinin kahvehanesi,kıraathanesi sinek avlıyor, diğerinin barı, restaurantı.. Söylemleri de mantıklı. Diyorlar ki;
"Sigara içilen yer de olsun, içilmeyen yer de olsun. Vatandaş tercih etsin, nereye istiyorsa oraya gitsin"
Arkanızdayım abiler!

Tamam.. Sinemada, otobüste, hastanede, okulda, vb içilmesin amenna ve saddakna..
Ama sen meyhanedeki adamın sigarasına ne karışırsın arkadaş!
Yahu kim gider meyhaneye oturur birasını, rakısı bir dikişte içip kalkar gider? Bu nasıl bir mantıktır? Meyhane kültürü muhabbet ister. Dinginlik, yavaşlık ister.. İkidebir masa terkedilip konu bölünmez, muhabbete limon sıkılmaz! Racona ters! Sigara tiryakisi adam o masada nasıl bu kültürü uygular?
Hiç mi akıl mantık yürütülmedi bu karar alınırken? Sigara içenlere saygıymış.. Yahu ben alkol alıpta, sigara içmeyenini ömrümde görmedim ki. Tiryaki değilse bile kişi alkol alırken çıkarır yakar bir sigara. Doğal mezedir bu meret! Hadi vardır diyelim ağız tadı olmayan insanlar, açılsın onlar için ayrı mekan! Ayrı cafeler, ayrı kıraathaneler.. Hodri meydan! Ama yokkk! Amaç farklı. Neymiş amaç? Bakınız aşağıda:

Dünyanın en komploteorisyencisi milletinin bir ferdi olarak hemen şimşek çakayım:
"Amaç meyhane kültürünü yok etmek! Sigara yasağı bahane!
Kardeşim açık açık deyin ki "Bu ülkede alkol yasak. Satanın, içirenin kökünü kurutacağız yavaş yavaş!"
Ne bu katakulli?! Bu iş, imam-hatip liselileri safdışı bırakmak için meslek liselileride gözden çıkarmak gibi olacak. Meyhaneleri yok etmek için, kıraathanecileri-kahvecileri gözden çıkardılar!"

(Modaya uydum, alkolik değilim, bilerek saçmaladım, zira sigara sıktı)

* 60 senedir Bursada değilim, yaşımda 60 değil.. Eski bir espri, takılmayın :)

11 Ağustos 2009 Salı

Portre #2: Özdemir Asaf


Dün sabaha karşı kendimle konuştum..
Ben, hep kendime çıkan bir yokuştum..
Yokuşun başında bir düşman vardı,
Onu vurmaya gittim, kendimle vuruştum!

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Ne Okuyorum ?

"Dante Kulübü / Matthew Pearl"

Adli Tıp #2

Bugün 3 boğulma vakası vardı..
Biri Kumla'da, biri Eşgel'de, biri Kumsaz'da..
Biri 9, biri 17, bir diğeri de 24 yaşlarında üç bahar..
Üçü de birbirlerini daha önce hiç görmemişlerdi büyük ihtimalle..
Ama ortak noktaları o kadar çok oldu ki..
Üçü de aynı gün boğuldular..
Üçü de deniz yatağı ile (belki de farketmeden) açılıp boğuldular..
Üçü de aynı adli tıp doktorunun elinden geçtiler aynı gün..
Üçü de aynı gün defnediler kara toprağa..
Üçü de arkalarında üç çift acılı ebeveyn bırakarak..
Kulaklarımda kalan: "Gitme demiştim oğlum, yüzme bilmiyorsun demiştim!"

9 Ağustos 2009 Pazar

Portre: Nef'i


Tahir efendi bana kelb demiş,
İltifatı bu sözde zahirdir..
Maliki mezhebim zira,
İtikadımca kelb tahirdir..

Kelb: Köpek
Tahir: Temiz

Süper Lig, Artık Başlasın !

Özledim hemde çok özledim, ezberledim beklemeyi!
Başlasın artık! Her sezon kızdığım federasyon-hakem-yayıncı kuruluş troykasına rağmen!
Fenerasyon'a, bitmez tükenmez hakem hatalarına, iğrenç yayınlara/yorumculara rağmen,
TrCell Süper Lig, artık başlasın!
Çok özledim Galatasarayımı yahu! Beklemek ölüm!
Bu sene, yönetim-futbolcu-taraftar, altını üstüne getireceğiz bu ligin!
Bazen ...
Nefes almak, değildir yaşamak...
Onunla gülüp, onunla ağlamaktır...
Sarı -Kırmızı olmaktır.. Her an onu solurcasına...

Bazen ...
Özgürlük, çimlerde koşmak değildir...
Sevdası uğruna prangaya vurulmaktır...
Hep ona tutuklu kalmışcasına...

Bazen ...
Başarı, Para, kupa kazanmak değildir...
İnsanların yüreğine dağlanmaktır ...
Damarında, kanında yaşarcasına ...

Bazen ...
İmparatorluk, ülkeleri ele geçirmek değildir...
Bir meşin yuvarlakla, yürekleri fethetmektir...
Sınır tanımadan, hüküm kurmaktır milyonlarcasına...

Bazen...
Aslan, bir hayvan değildir...
Bir simge, bir Semboldür... Tarifsiz güçtür ...
Ruhundaki asalete yazılmışcasına...

Bazen ...
Cehennem, öbür dünya değildir...
Taraftarla coşmuş SAMİ YEN'dir ...
Alev alev yanarcasına...

Bazen ...
İmkansız, olmaz değildir...
7 kişi, 7-0 yenmek, ağları delmek, şampiyonluktur milenyumda ...
Hayalleri gerçek yapmaktır...Sahaya her çıktığında...

Bazen ...
Kral olmak, taç giymek değildir...
Soyunu sevgiden, unvanı halktan almaktır...
Her doğan bebenin METİN olmasıdır...
Kuşaktan kuşağa akarcasına...

Bazen ...
Vefa, semt adı değildir..
14 yıl kan kusup, ölümüne arkasında durmaktır...
Her şartta.. Yıkılmaz bir duvarcasına...

Bazen ...
Tarih, tozlu bir sayfa değildir...
Gerçektir, yaşamdır... 1905'te doğup, ciltlere sığmamaktır...
Destanların değişmez yazarı olurcasına...

Bazen ...
Güç bir sıfat değildir...
Evsiz barksız, beş parasız, en zorda tüm dünyayı ayağa kaldırmaktır...
Üstünde sade bir parçalı formayla, kolaycasına...

Bazen ...
Cesaret, korkuyu yenmek değildir...
Onbinlerce rakibin arasından geçip, kalesine bayrağı dikmektir...
Tek başına... Kimse yokmuşcasına...

Bazen ...
Sevgi, anne baba eş dost değildir...
Onlardan ötedir... Tutkudur renklere armaya ...
Ayrılmaz bir parçanmışcasına...

Bazen ...
Hayat, her şey değildir...
GALATASARAY’lı olup GALATASARAY’lı gibi yaşamaktır..
Doğumdan ölüme... Kalbin her çarptığında...
Cimbombom diye.. Atarcasına...

Ah Dudu, Vah Dudu !


Masum yüze aldanmamak lazım..
Sabah şangırtıyla uyandık.. Yine gitti vazo..
Dün aldık, bugün yok oldu.. Bu kaçıncı vazo hemde..
Ama kızamıyoruzda vazoyu devirip "kazaydı" bakışına,
kaza olmadığını bildiğimiz halde.. İşte şeytan bunun burasında!

Mevlana, bizim DuDu için söylemiş sanki:
"Bazen melekler kıskanır masumiyetimizi,
ve bazen kötülüğümüzü görür de kaçacak yer arar şeytan"

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Adli Tıp

Kan davası.. Yıl 2009..
33 yaşında, bir baba..
Yarı açık cezaevinde, otoparkta çalışırken vuruluyor..
Çapraz ateşte 20 mermi firar ediyor 2 tabancadan..
4 tanesi denk geliyor göğsüne.. Ve ölüyor hayatın ortasında bir adam..
Hemde mahkumken.. Cezaevi önünde..
Kulaklarımda kalan: "Kocam mahkumdu. Onu niye koruyamadınız?"

6 Ağustos 2009 Perşembe

Bir Yastıkta !


16 / 06
Bursa Oğlu / Ankara Kızı
Uğur's Cousin / Aysun's Cousin
Hüseyin Kılıç / Çiğdem Özdemir

Büyük gün tescillenmiş.. 24 Ekim..
Bir yastıkta kocayın çocuklar..
Birbirinizi hiç üzmeyin..

KİM BUNLAR ?



Kim ki bunlar?
Dudu'muz, Şeker'imiz.. Bunlar bizim evlatlarımız.. Bu böyle biline..
Bizim stajımız.. Önce bunlara bakmayı öğrenip, sonra insan evladımıza bakacaklarımız..
Bebeğimiz doğduğunda kollarına sepet takıp sokağa atmayacaklarımız bunlar..
Ellerimizle büyüttüğümüz, doyurduğumuz.. İzlediklerimiz, sevdiklerimiz..
Elimize doğanlar bunlar.. Bir işi beceremediklerinden kısırlaştırdıklarımız bunlar..

KİMDİR O ?


Kim midir o?
En sevdiğim karımdır..
Bir tanecik hayat arkadaşımdır..
Hayatımın anlamı, Adem'in Havva'sı.. Uğur'un, Aysun'u..
Papatyam.. Benim için yaratılmıştır.. Herşeyimdir..
Nazlı gelinimdir.. Kavgalarımın eşsiz ortağı..
Sözde değil, özde sevgilim.. Her türlü duyguyu yaşatarak bi nevi hayatı öğretenim.. Öğretmenim.. Bünyemin ilacı..
Ankara-Polatlı sarısı.. Saç rengine, göz rengine nazar boncuğu takılası..
Duruma göre kara boncuk, duruma göre tüy yumağı diye seven sevgili..
Ah sevgili, vah sevgili.. Ne dost, ne de düşman başına sevgili..
Bir tek benim başıma sevgili.. Güzel zevcem.. Saf aşkım..
Bağlanılmaması gereken bir Ankara kızı. Ben bağlandım o ayrı..
Ve benim bağlandığım yetmezmiş gibi, Bir de kendi kuzenimi, bunun Ankara'lı kuzenine bağladım iyi mi..

Pembe küçük dudağın, söyledi şarkımızı
İndi bahar Ankara'nın sisli yamaçlarına
İçli sesin ah ne kadar açtı gönülde sızı
Her gören ağladı kalbimi bağladı dalgalı saçlarına

Söyledim aşkımı ben Ankara rüzgarına
Olmadı kaldı benim her hevesim yarına
Her gören agladi kalbimi bağladı dalgalı saçlarına

Önce biraz gülecek kalbe ümit katacak
Söz verecek gelmeyecek hep seni kandıracak
Sev diyecek sevmeyecek belki de ağlatacak
Boş yere ağlama kalbini bağlama Ankara kızlarına

KİMSİN SEN ?


Kimim ben?
Dalından kopan bir yaprağın akıbetini belirlemekle meşgul bir asi rüzgarın görevini suistimal ederek ebeveynlerime bulaşmasıyla, taslak abladan sonra daha iyisi olsun düşüncesiyle, on yıl aradan sonra, bir rüzgarla gelen asıl bebek.. Ben..
Annesi "ben onu on senede buldum, karışır marışır neme lazım" diye hastaneden firar ederek, ebe-hemşire yengesi vasıtasıyla evde doğurulmuş bünye.. Ben..
Doğduğunda takvimlerin 1 nisanı gösterdiği, buna mukabil "bir nisaannn benim oldu be bebeekkk" diyen bir küçük hain amcanın elinden zorla geri alınan sabi.. Ben..
Hatta bir rivayete göre, doğduğu geceyarısında, gökyüzü birden aydınlanan, ortalığı gündüz gibi parlatan mesih.. Ben.. (tamam, bunu ben-hur filminden çaldım)
Büyürken evdeki şer güç abla tarafından türlü işkencelere maruz kalan, kolundan tutulup o duvardan bu duvara savrulan garip minik.. Ben..
Bursa'lı, Artvin'li.. Burtvin'li.. Bursa sevdalısı bir 16.. Ben..

Mütevellit böyle, gerisini var sen düşün dünya!

27 Temmuz 2009 Pazartesi

İKRA !

İş bu blog, en sevdiğim karıma ithaf edilmiştir...
Blog Widget by LinkWithin